30 Haziran 2013 Pazar

Ziynet Sali Kimdir? Biyografisi

29 Nisan 1975'te Kıbrıs'ta doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Kıbrıs'ta tamamladı. Çocukluğundan beri ilgi duyduğu müzik yolculuğuna ilk adımı 1991 yılında KKTC Kültür Bakanlığı TSM Korosu'nda attı. 1995 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuvarı sınavlarını kazanarak Türk

Sanat Müziği Bölümünde öğrenim görmeye başladı. 1999 yılında dördüncülükle mezun oldu. İlk solo albümü 2000 yılında yayınlandı. 2003 yılında yayınlanan ve Kıbrıs'ta'Yılın Sanatçısı Ödülü'nü aldığı 'Amman Kuzum'isimli albümü ile uzun süre listelerde yer alan sanatçı, 2006 yılında

üçüncü solo albümü'Mor Yıllar'ı yayınladı. Albümlerinde yer verdiği Türkçe-Yunanca cowerlar ile Yunanistan müzik dinleyicisinin de dikkatini çeken sanatçı, Yunan televizyon, radyo ve gazetelerinin davetlisi olarak birçok kez televizyon ve radyo programlarına katıldı. Atina, Selanik gibi şehirlerde konserler verdi. Sanatçının 2008 yılı Kasım ayında yayınlanan'Herkes Evine'isimli son albümü Türkçe ve Yunanca olmak üzere iki CD'den oluşmaktadır.

Zerrin Özer Kimdir? Biyografisi

Şarkıcı Zerrin Özer 4 Kasım 1958 tarihinde Ankara'da doğdu. Tülay Özer'in küçük kardeşidir. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara'da tamamladı.

1975 yılında katıldığı TRT yarışmasında birinci oldu. İlk plağı olan “Bizler ve Sizler - Yalvarırım" adlı 45'liği 1976 yılında Kent Plak tarafından yayınlandı. Takip eden dönemde, Türkiye'nin en ünlü orkestrası, İstanbul Gelişim Orkestrası ile caz ve dans müziği yaptı.

1979 yılında Esin Engin aranjeli, sözlerinde ve müziğinde Orhan Gencebay'a ait 'Gönül' ile patlama yaptı. Son 45'liği "Gönül - Yaman Olurum" ile Altın Plak ödülünü almaya hak kazandı.

1980 yılında ilk albümü "Seni Seviyorum" adıyla piyasaya çıktı, onu aynı yıl içersinde "Sevgiler" izledi. 1982 yılında, Paris'te, Eyfel Kulesi'nde, 'Binbir Gece' adı altında Türkiye'yi tanıtıcı konserler verdi. Bir yıl sonra Paris'teki Olympia'da bir resital için sahneye çıktı.

1981 yılında "Ve Zerrin Özer" albümüyle arabeske yöneldi. 1982'de "Gelecek Misin?", 1984'te "Mutluluklar Dilerim", 1985'te "Evcilik Oyunu" ve "Kırmızı" adlı albümleri çıktı. “Kırmızı” albümünde "Eminem" ve "Dom Dom Kurşunu" şarkılarını "İntuv Ene" ve "Merhaba Ya Habeyip" adlarıyla Arapça seslendirdi. 1987 yılında "Dayanamıyorum" adlı albümü çıktı. Ertesi yıl çıkan "Dünya Tatlısı" albümüyle (ilk CD'si) yeniden pop müziğine dönüş yaptı.

1990 yılında çıkan "İşte Ben" albümüyle “En iyi albüm” ödülünü kazandı. Aynı yıl müzisyen Alper Önal'la evlendiyse de ertesi yıl boşandı. 1991 yılında "Sevildiğini Bil" albümü yine çok sattı ancak ertesi yıl çıkan "Olay Olay" albümü beklediği ilgiyi görmedi. Trafik kazasından ölen Kerim Tekin ile düet yaptı ve aşk yaşadı.

1996 yılında "Zerrin Özer" albümüyle müziğe dönen sanatçı, ertesi yıl "Zerrin Özer 97" albümünü çıkardı. 2000 yılında yaptığı "Bir Zerrin Özer Arşivi" best of albümüyle ikinci kez “En iyi albüm” ödülünü kazandı. 2001 yılında yine eski şarkılarından oluşan "Ben" çift CD&MC olarak piyasaya çıktı. Ertesi yıl yaptığı "Ölürüm Ben Sana" albümü beklediğini veremese de, 2005 yılında yaptığı "Ve Böyle Bir Şey" türkü-caz albümüyle beklenen ilgiyi gördü. Bu albümü de Altın Plak'la ödüllendirildi.

Zeynep Doruk Kimdir? Biyografi

İtalyan Lisesi’ni bitirdiken sonra, Roma’da bulunan “La Sapienza” üniversitesinin Edebiyat Fakültesi’nde iki sene boyunca Müzik ve Gösteri Sanatları eğitimi almıştır. İki yıl sonra Türkiye’ye dönen Zeynep Doruk 2005 yılında Attila Özdemiroğlu, Uğur Başar ve Garo Mafyan’ın önderliğindeki İstanbul Gelişim Orkestrası ile çalışmaya başlamıştır ve bu grubun solistliği görevini üstlenmiştir. O yıl, Show TV’de yayınlanan Hayat Bilgisi dizisinde Aslı karakterini canlandırmıştır. Daha sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne girip “Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi” okumayı seçmiştir. Halen İstanbul Gelişim Orkestrası’nın solistliğini yapmaktadır ve ATV’de yayınlanmakta olan Sessiz Gemiler dizisinde Ceren’i canlandırmaktadır.

2009 – CSİ Canını Sevdiğimin İstanbul`u

2007 – Sessiz Gemiler : Ceren

2003 – Hayat Bilgisi : Aslı
Zeynep Doruk Doğum Yeri : İstanbul
Doğum Tarihi : 1984
Eğitimi : Lisans
Şarkıcı, oyuncu

Başak Köklükaya Kimdir? Biyografisi

19 Nisan 1974 yılında doğmuştur. Ankara Devlet Konservatuvarı Bale bölümünü bitiren Köklükaya, aynı zamanda Bilkent Üniversitesi’nde Tiyatro bölümünü okumuştur.

Ekranlara ilk kez 1995 yılında Yazlıkçılar adlı diziyle çıkmıştır. Bir çok filmde ödüller almıştır. En son 2007 yılında rol aldığı Küçük Kıyamet filmiyle en iyi Kadın oyuncu ödülüne layık görülmüştür. 

Hüsnü Şenlendirici Kimdir? Biyografi

Türkiye’de klarnetin ustası denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olan Hüsnü Şenledirici 5 yaşında klarnet çalmaya başladı.

1976 yılı Bergama doğumlu Hüsnü Şenlendirici,
müzikal geleneğe sahip bir ailenin çocuğudur. Dedeleri Hüsnü Şenlendirici (klarnet, trompet), Fahrettin Köfteci (klarnet), babası Ergün Şenlendirici (trompet) gibi müzikal bir geleneğe sahip bir ailenin üyesi olan Hüsnü de 5 yaşında klarnet çalmaya başlar. Özellikle 12 yaşına kadar Ege ve Anadolu’nun çeşitli kültürleriyle müzikal yolculuğa çıkar.

1988′de İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği
Devlet Konservatuvarı Çalgı Eğitim Bölümü’ne girer, 4 yıl sonra okuldan ayrılır. Vurmalı çalgılar ustası Okay Temiz’in o yıllardaki
“Magnetic Band” grubu ile çalmaya başlayan Hüsnü, grupla birlikte yüzlerce festivalde Türkiye’yi temsil eder. O sırada, dünyaca ünlü “Embrio”
grubunun albüm kaydında çalar ve birlikte turneye çıkarlar. Aynı zamanda, babası Ergun Şenlendirici’nin 6 kişilik grubu Laço ile
yurtdışında birçok önemli festivallere de katılan Hüsnü, profesyonel müzik yaşamını böylece zenginleştirir.

Zülfü Livaneli Kimdir? Biyografisi

Zülfü Livaneli, (d.20 Haziran 1946, Ilgın), Türk özgün müzik sanatçısı, senarist, politikacı, yazar ve yönetmen.

Tam adı Ömer Zülfü Livanelioğlu’dur. Ömer ismini baba tarafından büyük dedesinden, Zülfü ismini ise dedesinden almıştır. Soyadı ise baba tarafından dedesinin dedesi Yusuf Ağa'nın yaşadığı yer olan Livane Sancağı'ndan(Artvin) gelmektedir. TED Ankara Koleji mezunudur. Daha sonraki tarihlerde ABD Fairfax Konservatuarı'nı bitirmiştir. Zülfü Livanelioğlu bağlama çalmayı teyzesi Nazmiye (Türeli) Yücel'in eşi olan eniştesi Turhan Yücel'den Ilgın'da yaşadığı yıllarda ve yaz tatillerinde öğrendiğinde, eniştesi Turhan bey'in hayatını değiştirecek bir sermayeyi kendisine hediye ettiğinden haberi yoktu.

Zülfü Livaneli, müziği ile birçok ulusal ve uluslararası ödül aldı ve eserleri Joan Baez, Maria Farandouri, Maria del Mar Bonet, Leman Sam gibi onlarca yerli ve yabancı sanatçı tarafından yorumlandı. Kültür, sanat ve politika alanında Türkiye’nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçı, sanat yaşamı boyunca 300'e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı. Türkiye'den ansızın ayrılarak İsveç'e sürgün yıllarında bulaşıkçıklık dahil muhtelif işlerde çalışan Livaneli'nin en büyük arzusu bir gün Türkan Şoray ile tanışabilmek ve o zaman Türkiye'de suçlanan kişilerin uğrak yeri haline gelen İsveç'te bulunan ünlü yazar, gazeteci veya şairlerle karşılaşabilmekti.

Bugüne kadar dört uzun metrajlı film yönetti: "Yer Demir Gök Bakır", "Sis", "Şahmaran" ve "Veda". Valencia Film Festivali'nde "Altın Palmiye" ve 1989'da Montpelier Film Festivali'nde "Altın Antigone" ödülüne layık görüldü. "Sis", "En iyi Avrupa Film Ödülü"ne aday gösterildi. Sanatçının filmleri Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, İsviçre, ve Japonya'da gösterime girdi ve BBC, WDR, İspanya, Kanada ve Japon televizyonları gibi birçok televizyon şirketine satıldı.

Ekim 1986'da Cengiz Aytmatov'un daveti üzerine Federico Major, Yaşar Kemal, Arthur Miller ve diğer ünlü sanatçı ve düşünürlerin katıldığı Kırgızistan ve daha sonra Wengen, Granada ve Mexico City'de toplanan Issyk - Kul Forumu'nda yer aldı.

Livaneli, Elia Kazan, Jack Lang, Vanessa Redgrave, Arthur Miller, Mikhail Gorbaçov gibi ünlü kişilerle birlikte dünya kültürünün ilerlemesi ve dünya sanatlarının gelişmesine katkıda bulunmak üzere çalışmalarda bulundu.

1996 yılında Paris’te merkezi bulunan UNESCO (Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu) tarafından büyükelçilik verilen sanatçı Livaneli, 1978 yılında yaptığı "Nazım Türküsü" adlı albümde Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediği şarkıları bir araya getirdi.

"Arafatta bir çocuk", "Geçmişten Geleceğe Türküler", "Sis", "Orta Zekalılar Cenneti", "Diktatör ile Palyaço", "Sosyalizm öldü mü", "Engereğin Gözündeki Kamaşma" ve "Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm" ve "Mutluluk" ve Leyla'nın Evi kitaplarının yazarı olan Livaneli, hâlen Vatan Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir. Sanatçı uluslararası kültür çevrelerinde tanınmakta ve saygı görmektedir.

Ömer Zülfü Livaneli Ülker Hanım'la evlidir ve bir kızı vardır. Kızı Aylin Livaneli eğitimi ve yaptığı pek çok işten sonra müzik ile ilgilenmiş. 5 albüme imza atmıştır. Müziğe ara veren Aylin Livaneli şuan yurt dışında ekonomi üzerine eğitim almaktadır.Yayınlanmış 3 kitabı bulunmaktadır. Livaneli vejeteryandir.

19 Mayıs 1997 tarihinde, Ankara Hipodrom meydanında verdiği konsere 500.000 kişinin katılmasıyla Türkiye'nin en büyük konserini gerçekleştirme ünvanını kazanmıştır.

Ziya Gökalp Kimdir? Biyografisi

Mehmet Ziya Gökalp (d. 23 Mart 1876 – ö. 25 Ekim 1924), yapıtları ve görüşleriyle Türkçülüğü ve Türk milliyetçiliğini önemli ölçüde etkileyen Türk toplum bilimci, yazar, şair ve siyasetçidir. Meclis-i Mebusan'da ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde milletvekilliği yapmıştır. "Türk milliyetçiliğinin babası" olarak da anılır.

Ziya Gökalp 23 Mart 1876'da, yerel bir gazetede çalışan memur Çermikli Tevfik Bey'in oğlu olarak Diyarbakır Çermik'te dünyaya geldi.[2] Annesi Zeliha Hanım’dır [3]. Kimi yazarlar, baba tarafından Zaza ya da Kürt kökenli olduğunu iddia etmiştir. Ziya Gökalp ise babasının Türk olduğunu söylemiştir.

Ziya Gökalp, eğitimine doğduğu yer olan Diyarbakır’da başladı. 1886’da Mektebi Rüştiye-i Askeriyye’ye (Askeri Lise) girdi; özürlük düşüncesini ilk defa bu okuldaki hocası Kolağası (Önyüzbaşı) İsmail Hakkı Bey aşıladı. Askeri rüştiyenin son sınıfında iken babasını kaybetti.1890’da amcası Müderris Hacı Hasip Bey’den geleneksel İslam ilimleri ile ilgili ders almaya başladı. Öğrenimine İstanbul’da devam etmek istediyse de bu imkanı bulamayınca 1891’de Diyarbakır’da İdadi Mülkiye’nin(Sivil Lise) ikinci sınıfına kaydoldu. Son sınıfta öğrenci iken “Padişahım Çok Yaşa” yerine “Milletim Çok Yaşa” diye bağırması, hakkında soruşturma açılmasına yol açtı. O sırada okul süresinin beş yıldan yedi yıla çıkması üzerine 1894’te okuldan ayrıldı.

Liseden ayrıldıktan sonra amcasından Arapça ve Farsça dersleri aldı. Tasavvufla ilgilendi. Fransızca öğrenmeye başladı. Diyarbakır’daki kolera salgını nedeniyle bu şehirde görevlendirilen Doktor Abdullah Cevdet Bey ile tanıştı, fikirlerinden etkilendi. Ekonomik sıkıntılar yüzünden öğrenimine devam etmek için İstanbul’a gidememesi, ailesinin evlenmesi için baskı yapması gibi nedenler 18 yaşındaki Mehmet Ziya’yı intihara sürükledi[3]İntihar girişiminin sebebi olarak idadideki hocası Dr. Yorgi Efendi’den aldığı felsefe eğitimi ve ailesinin verdiği dini eğitim arasında yaşadığı çatışma da gösterilmektedir. Kafasına sıktığı kurşun, güç koşullar altında yapılan morfinsiz bir ameliyatla çıkarıldı. Ameliyatı gerçekleştiren Dr. Abdullah Cevdet Bey ve Diyarbakır’da bulunan genç bir Rus operatördü[9]. İntihar girişiminden sonra kendisini tekrar okumaya verdi. Özgürlüğe düşman olanlara çatan pek çok şiir yazdı.

1896'da , Erzincan Askeri Lisesi’nde öğrenci olan kardeşi Nihat sayesinde Harp Okulu öğrencileri ile birlikte İstanbul'a giden Gökalp, ücretsiz olduğu için Baytar Mektebi'ne kaydını yaptırdı. Buradaki öğrenimi sırasında ülkedeki özgürlük hareketine katılmış insanlarla tanışmak için gayret gösterdi; İbrahim Temo ve İshak Sükûti ile görüştü. Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. “Yasak yayınları okumak ve muhalif derneklere üye olmak” nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı.

Serbest bırakıldıktan sonra 1900'de Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. Yüksek öğrenimini tamamlayamayan Mehmet Ziya’nın Diyarbakır’daki amcası ölmüş ve kızı Vecihe ile evlenmesini vasiyet etmişti. Amcasının vasiyetini yerine getirmiş ve Vecihe Hanım ile evliliğinden bir oğlu (Sedat), 3 kızı (Seniha, Hürriyet, Türkan) olmuştur. 1908'e kadar Diyarbakır'da küçük memuriyetler yaptı. Eşinin mal varlığıyla rahat bir yaşam sürdürürken el altından hürriyet çalışmalarını yürüttü. O dönemde bölgenin güvenliği için kurulan ve başında Kürt asıllı İbrahim Paşa'nın bulunduğu Hamidiye Alayları hırsızlık ve soygun olaylarına karışınca halkı örgütleyerek eyleme yöneltti. 3 gün boyunca Diyarbakır Telgrafhanesini işgal ederek buradan saraya İbrahim Paşa ve adamlarını cezalandırmaları için telgraflar çekmeye başladı.

Doğu ile Batı arasında ki kilit bağlantı noktalarından olan Diyarbakır Telgrafhanesinin işgali işin içine Batılı devletlerinde karışmasına neden oldu. Onlarında saraya yaptığı baskı neticesinde bölgeye bir araştırma heyeti gönderildi. Fakat bir süre için sinen İbrahim Paşa ve adamları daha sonra aynı kanunsuzluklara yeniden başlayınca Ziya Gökalp ve arkadaşlarının önderliğindeki halk bu sefer 11 gün süre ile telgrafhaneyi yeniden işgal ettiler. Bu direnişin sonunda İbrahim Paşa ve adamları bölgeden uzaklaştırılmıştır.

1904- 1908 arasında Diyarbakır Gazetesi’nde şiir ve yazılarını yayımladı. İbrahim Paşa’nın halka yaptığı zulümleri "Şaki İbrahim Destanı" adlı yapıtında anlattı.

II. Meşrutiyet’ten sonra İttihat ve Terakki'nin Diyarbakır şubesini kurdu ve temsilcisi oldu. "Peyman" gazetesini çıkardı.

Mehmet Ziya, 1909'da Selanik'te toplanan İttihat ve Terakki Kongresi'ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı ve örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. Selanik’te kalmayı sürdürerek çevresinde bir kültür hareketi yaratmaya çalıştı. Lise programlarına sosyal bilimler dersi koydurtarak bu disiplinin okullarımıza girmesini sağladı. İttihat ve Terakki Selanik Şubesi’ni gençlik işleri ile uğraşan kolunun başına geçen Ziya Bey, çevresindeki gençlere toplumbilim ve felsefe dersleri verdi. Tevfik Sedat, Demirtaş, Gökalp gibi takma adlarla Selanik’te yayımlanan felsefe dergisinde yazılar yazdı. Dünyadaki Türkleri birleştiren, güçlü bir Türk devleti kurulmasını tasarlayan Ziya Bey, bu ülküyü dile getirdiği Altun Destanı’nı 1911’de Genç Kalemler Dergisi’nde yayımladı.

1912'de Derneğin merkezi İstanbul’a taşınınca, Ziya Gökalp de İstanbul’a geldi, Cerrahpaşa semtine yerleşti. Mart ayında Ergani/Maden (Diyar-ı Bekir) mebusu olarak Meclis-i Mebusan'a seçildi. Meclis dört ay sonra kapatılınca Edebiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi oldu. Kurumda onun eğitimle ilgili görüşleri kabul gördü; Darülfünun ve Eğitim Fakültesi’nde ders programları, okutulacak kitaplar onun önerileri doğrultusunda kararlaştırıldı. 1913 ve 1914 yıllarında kendisine önerilen Maarif Nazırlığı (Milli Eğitim Bakanlığı) görevini kabul etmedi, üniversitedeki görevini sürdürdü. 1915’te İstanbul Üniversitesi’nin Felsefe bölümünde İctiamiyyat müderrisi (Sosyoloji Hocası) olarak atandı. İstanbul Üniversitesi’ndeki ilk sosyoloji profesörü idi, üniversitelerimize toplumbilim onun sayesinde girdi.

Düşüncelerini Türkçülük etrafında şekillendiren Mehmet Ziya Bey, İstanbul’a gelir gelmez Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer almıştı. Derneğin yayın organı "Türk Yurdu" başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmua'da yazılar yazdı. Balkan Savaşı öncesinden I. Dünya Savaşı başlarına kadar Türk Yurdu dergisinin yönetim kurulunda kaldı, derginin her sayısın bir şiir bir de yazı verdi. Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak başlıklı yazı dizisinde önemli konular yer verdi. Sonraki yıllarda Yeni Mecmua’yı çıkardı.

Ziya Gökalp, bir yandan da eser vermeyi sürdürüyordu. 1914’te "Kızıl Elma"; 1918’de ise Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" adlı eseri ile "Yeni Hayat" isimli şiir kitabını yayımladı.

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alındı. 1919'da üniversite içinde İngilizler tarafından tutuklandı; dört ay Bekirağa Bölüğü’nde tutuklu kaldıktan sonra Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili işgal mahkemesi tarafından yargılandı. Mahkeme sürecinde soykırım iddialarını kesinlikle reddetmiş ve Mukatele(karşılıklı öldürme) tezini savunmuştur. Yargılama sonucu diğer İttihatçılarla birlikte Malta’ya sürgüne gönderilen Ziya Gökalp, orada arkadaşlarına toplumbilim ve felsefe dersleri verdi. Malta sürgünlüğü dönemde ailesiyle yaptığı mektuplaşmalar daha sonra Malta Mektupları adıyla kitaplaştırılmıştır; sözkonusu kitap Malta sürgünlerinin orada geçirdikleri hayat şartlarıyla ilgili elimizdeki tek eserdir. Ziya Gökalp, 2 yıllık sürgün döneminden sonra İstanbul’a döndüğünde üniversitede ders vermeye devam etmek istediyse de bu isteği kabul edilmedi. Bir ay kadar Ankara’da yaşadıktan sonra ailesiyle Diyarbakır'a gitti, Ahmet Ağaoğlu’nun desteğiyle Küçük Mecmua'yı çıkardı, yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’nı destekledi.

1923'te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı'na atandı, Ankara'ya gitti. Aynı yıl Türkçülüğün Esasları isimli ünloü esrini yayımladı. Ağustos’ta İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Atatürk tarafından Diyarbakır mebusu olarak seçildi. Ankara’ya yerleşen Ziya Gökalp, kültürel ve düşünsel çalışmalarına hiç ara vermdi;e dünya klasiklerinin dilimize çevrilip yayımlanması ile uğraştı. 1924'te kısa süren bir hastalığın ardından dinlenmek için gittiği İstanbul'da 25 Eylül 1924 günü hayatını kaybetti. Sultanahmet’teki II. Mahmut Türbesi haziresine gömüldü.

Osmanlı Devleti'nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı'dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslamdı. Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koydu. Batı'nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi.

Toplumsal modeli, Emile Durkheim'in teorik temellerini kurduğu "dayanışmacılık" temelinde şekillendi. Bireyi temel alan liberalizm ve kapitalist toplumun sınıf mücadelesiyle yıkılarak sınıfsız toplumun kurulmasını hedefleyen Marksizm'e karşı; sınıfsal ayrımları değil mesleki ayrımları gören, mesleki örgütleri temel toplum birimi olarak kabul eden, meslek örgütlerinin dayanışmasıyla toplumsal huzurun kurulabileceğini savunan solidarizmde karar kıldı. Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazdı. "Türkçülük" düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynadı.Ziya Gökalp önce Türkiye Türkçülüğü sonrasında Oğuzculuk daha sonra ise Turancılık fikirlerinin destekçisidir.

Zerrin Tekindor Kimdir? Biyografisi

Oyuncu Zerrin Tekindor, 1964 yılında Burhaniye'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara'da tamamladı. 1985 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nden mezun oldu.

Adana Devlet Tiyatrosu'na Stajyer Sanatçı olarak gitdi, 1987 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu'nda göreve başladı. O tarihten başlayarak Devlet Tiyatrosu Sanatçısı olan Tekindor, Çamaşırhane, Ferhat ile Şirin, Göğe Açılan Pencere, Büyük Aşıkların Sonuncusu, Gürültülü Patırtılı Bir Hikaye, Ölüm, Aşk Öldürür, Geyikler Lanetler gibi oyunlarda oynadı. 2003 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosu'na tayin olan Zerrin Tekindor, İstanbul'da da, Müfettiş, Dünyanın Ortasında Bir Yer ve Vahşet Tanrısı adlı oyunlarda rol aldı. Müfettiş adlı oyundaki “Anna Andreyevna” rolü ile 2004 Afife Tiyatro Ödülüne layık görüldü.

Bir yanda tiyatro kariyerini sürdürürken, 1990-1994 yılları arasında Bilkent Üniversitesi Resim Bölümü'ne özel öğrenci olarak devam eden sanatçı, Halil Akdeniz Atölyesi'nde öğrenim gördü. Bu bölüme eğitmen olarak davet edilen Mehmet Güleryüz ve Bedri Baykam Atölye'lerinde çalıştı. Çok sayıda yapıtı özel kolleksiyonlarda bulunan sanatçı, günümüze kadar on adet kişisel resim sergisi açtı.

Birçok dizi ve filmde rol alan Tekindor, “Aşk-ı Memnu” adlı dizide de rol aldı.

Zuhal Topal Kimdir? Biyografisi

Zuhal Topal (d. 23 Eylül 1976, İstanbul) Türk program sunucusu, müzisyen ve oyuncu. Tiyatro oyunculuğu başta olmak üzere, dizi ve film oyunculuğu yapmaktadır. Şarkıcı Korhan Saygıner ile evlidir.

Sihirli Annem dizisinde "Suzan" adlı karakteri canlandırmıştır. atv'de yayınlanan Selena adlı bir dizide "Fitnat Korkmaz" adında kötü bir müdireyi oynayan Zuhal Topal, bu diziden ayrıldı. Şarkı Söylemek Lazım adlı yarışmada koçu İlhan Şeşen ile yarışmış; halk ve jüri tarafından birinciliği hak etmiştir. Metin Akpınar'ın başrolünde oynadığı Papatyam (dizi) dizisinde bir kaç bölümde Esra Erol rolünde oynamıştır ve büyük beğeni toplamıştı. Esra Erol'un işine son verildikten sonra, Zuhal Topal'a Esra Erol'un programı verilmiştir. Programın adı Zuhal Topal'la İzdivaç'tır. Şu anda Kanal D'de yayınlanan Geniş Aile adlı dizide Şukufe rolünde oynamaktadır.

Dizi
Geniş Aile : Şukufe 2009 (Kanal D)
Papatyam: Konuk Oyuncu 2009 (Star Tv)
Komedi Türk: Kendisi 2008 (Fox Tv)
Kirpi: Nergis 2008
Kaybolan Yıllar: Yonca
Tutkunum Sana: Suna 2006
Selena: Fitnat 2006 (Atv)
Arka Sokaklar 2006
Tarık ve Diğerleri: Kehribar 2006 (Stv)
Haylaz Babam 2005
El Bebek Gül Bebek: Teyze 2005
Avrupa Yakası: Konuk Oyuncu 2004
Sihirli Annem: Suzan 2003 (Kanal D)
Ev Hali: Mine 2002 (Show Tv)
Lahmacun ve Pizza 2002
Reyting Hamdi 2002
Çekirdek Aile 2000 (Kanal D)
Zehirli Çiçek 2000
Dadı: Hostes 2000
Ruhsar 1997 (Kanal D)
Kurşun Kalem 1996
Yazlıkçılar 1996 (Star Tv)
Kara Melek 1996
Sevda Kondu: İlknur 1995
Çiçek Taksi 1995
Palavra Aşklar 1995

Film
Suluboya: Zuhal 2009
Deli Deli Olma: Figan 2009
Yol Palas Cinayeti: Sacide 2004

Program
Zuhal Topal'la İzdivaç (Star TV) (2009~)
Hokus Pokus (Atv) (2004)
Film Gibi (Show TV - Sinan Çetin'in asistanı olarak) (2002)

Yarışmalar
Şarkı Söylemek Lazım (2007)

Reklamlar
Şen Piliç (2008-2010)
McDonalds (2006)
Molped (2002)
Yapı Kredi (2000)

Zeynep Tokuş Kimdir? Biyografisi

Zeynep Tokuş 1977 yılında Mersin'de doğdu. 1998 Star Tv Güzellik Yarışması'nda birinci oldu.

1999 yılında “Deli Yürek” adlı dizide “Zeynep” karakterini, 2003 yılında “Esir Şehrin İnsanları”nda “Nedime Hanım” karakterini, 2003 yılında “Hırçın Menekşe”de “Deniz” karakterini canlandırdı. Ayrıca “Vizontele”, “Yazgı”, “Vizontele Tuba” ve “Umut” filmlerinde de rol aldı.

“Buzda Dans” adlı yarışmaya katıldı ve yarışmayı birincilikle bitirdi. “Yazgı” filmiyle Ankara Film Festivali “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü ve Çasod Ödülleri “Umut Vaat Eden Oyuncu” ödüllerine layık görülmüştür.

Zeynep Köse Kimdir? Biyografisi

Ezel dizisindeki Selma Hünel karakterini canlandıran oyuncudur.

Zeynep Değirmencioğlu Kimdir? Biyografisi

Oyuncu Zeynep Değirmencioğlu 12 Eylül 1954 tarihinde İstanbul'da doğdu. Senaryo yazarı Hamdi Değirmencioğlu’nun kızıdır. Beyazperdeye daha henüz iki yaşındayken "Papatya" filmiyle geçti. Daha sonra "Duvaklı Göl", "Fırtına" gibi filmlerde, çocuk yıldızı olarak gözüktü. Asıl çıkışını 1960 yılında çekilen “Ayşecik” filmiyle yaptı.

"Ayşecik" Türk sinemasında bir çığır açtı. Bundan sonra kendi adından çok bu isimle anıldı. Filmleri yurt içinde olduğu kadar, özellikle komşu ülkelerde de aynı ilgiyi gördü. Çeşitli kuruluşların armağanlarını kazandı.

“Funda” (1958), “Duvaklı Göl” (1958), “Ömrüm Böyle Geçti” (1959), “Ayşecik Şeytan Çekici” (1960), “Altın Kalpler” (1961), “Ayşecik Yavru Melek” (1962), “Ayşecik Ateş Parçası” (1962), “Ayşecik Fakir Prenses” (1963), “Ayşecik Canımın İçi” (1963), “Öksüz Kız” (1964), “Ayşecik Cimcime Hanım” (1964), “Ayşecik Çıtı Pıtı Kız” (1964), “Ayşecik Boş Beşik” (1965), “İki Yavrucak” (1965), “Sokak Kızı” (1966), “Çalıkuşu” (1966), “Zehirli Çiçek” (1967), “Merhamet” (1967), “Ayşecik Canım Annem” (1967), “Yüzbaşının Kızı” (1968), “Yuvana Dön Baba” (1968), “Ayşecik Yuvanın Bekçileri” (1969) ve daha pek çok filmde rol aldı.

Zeynep Değirmencioğlu, evli ve iki çocuk annesidir.

Zeynep Koçak Kimdir? Biyografisi

Zeynep Koçak 1983 yılında doğdu. Ted Ankara Koleji ve Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Koçak öğrenim süresi boyunca klip ve kısa film yönetmenliği yaptı.

Kendisinin yazıp yönettiği 'Müdahale' isimli kısa film bir çok ünlü festivale katıldı ve ödül aldı. BKM Mutfak ekibine katılan son üyelerden biridir ve halen BKM Mutfak Oyuncuları bünyesinde sahneye çıkmaya devam etmektedir.

Zeki Müren Kimdir? Biyografisi

6 Aralık 1931, Bursa 'da doğdu. Türk Sanat Müziği sanatçısı.

Bursa’da başladığı orta öğrenimini İstanbul’da Boğaziçi Lisesi’nde tamamladı. İstanbul’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden mezun oldu. Desen çalışmalarını öğrencilik yıllarından başlayarak pekçok kez sergiledi.

Zeki Müren, Bursa’da tamburi İzzet Gerçeker’den aldığı solfej ve usül dersleriyle musiki bilgileri öğrenmeye başladı. 1949'da, Boğaziçi Lisesi’nde okurken Agopos Efendi (sinema yönetmeni ve senaryo yazan Arşavir Alyanak’ın babası) ile udi Kirkor’dan aldığı derslerle de musiki eğitimini sürdü. Daha sonra fasıl musikisini iyi bilen ve geniş bir repertuvarı olan Şerif İçli’den çeşitli eserler meşk etti; Refik Fersan’dan, Sadi Işılay’dan, Kadri Şençalar’dan yararlandı.

1950'de sınavla İstanbul radyosu’na girdi. İstanbul radyosunda 1951'de, canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi ve bu konseri çok beğenildi. Bundan sonra Türkiye radyolarında düzenli olarak okumaya başladı. Radyo programları on beş yıl sürdü, bunların çoğu canlı yayın programlarıydı. Müren bundan sonra kendini daha çok sahne ve plak çalışmalarına verdi. Alışılmış kalıpları zorlayan elbiseleri ve sahne davranışı ile halkın ilgisini sürekli olarak üstünde tutmayı başardı.

Zeki Müren 600'ü aşkın plak ve kaset doldurdu. Plağa okuduğu ilk şarkı Şükrü Tunar’ın “Bir muhabbet kuşu” güfteli şarkısıdır. Müren 1955'te “Manolyam” adlı şarkısıyla Türkiye’de ilk kez verilen Altın Plak Ödülü’nü kazandı.

Zeki Müren Türkiye’de en çok konser veren ses sanatçısıdır. Bir yılda yüz konser verdiği dönemler olmuştur. Kendisine ’sanat güneşi’ ünvanı verilmiştir. Yabancı ülkelerde de birçok konser vermiştir.

İki yüz dolayında şarkı besteledi. On yedi yaşındayken bestelediği “Zehretme hayatı bana cânânım” mısraıyla başlayan acemkürdi şarkı bestelediği ilk şarkıdır. “Şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu” (suzinâk), “Manolyam” (kürdilihicazkâr), “Bir demet yasemen” (nihavend), “Gözlerinin içine başka hayal girmesin” (nihavend) güfteli şarkıları sık sık okunan, en sevilen şarkılarıdır. Müren bu şarkıları plaklara da okumuştur.Unutulmaz Maksim Gazinosu sahnelerinde aralıksız 11 yıl Behiye Aksoy ile dönüşümlü olarak sahne almıştır.

Zeki Müren 1954'te Beklenen Şarkı adlı filmde sinema oyunculuğuna başladı. Büyük bir ticari başarı kazanan bu filmden sonra şarkılarının çoğunu kendisinin bestelediği on sekiz filmde daha oynadı. 1955'te de Arena Tiyatrosu’nca sahneye koyulan Çay ve Sempati adlı oyunda da baş roldeki oyuncuydu. Ayrıca ‘Bıldırcın Yağmuru’ isimli bir şiir kitabı da vardır.

Zeki Müren kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı yüzünden 1980'den sonra sahne hayatından ve musikiden uzaklaştı. Bodrum’daki evine kapandı, münzevi bir hayat yaşadı. 24 Eylül 1996 Çarşamba günü, TRT İzmir Televizyonu’nda kendisi için düzenlenen tören sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. Cenazesi görülmemiş bir halk kalabalığının katılmasıyla büyük bir törenle kaldırıldı. Mezarı, doğum yeri olan Bursa’da Emirsultan mezarlığındadır.

Vasiyetinde mirasının en büyük bölümünü Mehmetçik Vakfı’na bıraktı.

Angela Dorothea Merkel

Angela Dorothea Merkel, 17 Haziran 1954’te Hamburg’da doğdu. BabasıHorst Kasner Berlinli Luteryen bir papaz, annesi Herlind ise öğretmendi. Komünist Doğu Almanya’da, Berlin’e 80 kilometre uzaklıktaki Templinkasabasında büyüyen Merkel, öğrenciyken Free German Youth (FDJ) adlı komünist topluluğun üyesiydi. Matematik, fen ve dil derslerinde büyük kabiliyet gösteren Merkel, Templin’deki öğreniminin ardından 1973-1978yılları arasında Leipzig Üniversitesi’nde fizik eğitimi aldı. 1978’den 1990yılına kadar Central Institute for Physical Chemistry of the Academy of Sciences’ta devam ettiği öğreniminden fizik doktoru olarak mezun oldu ve kimya alanında çalışmaya başladı.

1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından büyüyen demokrasi hareketiyle Demokratischer Aufbruch Partisi’ne girerek, politikaya atıldı.1990’da, Doğu Alman Cumhuriyeti’nin son hükümeti olan Lothar De Maiziergeçiş hükümetinde sözcülük yapan Angela Merkel, aynı yıl, Almanya’nın birleşmesinden iki ay önce Hristiyan Demokrat Parti’ye (CDU – Christian Democratic Union) girerek, ilk genel Almanya seçimlerinde Federal Alman Meclisi’ne CDU’dan seçildi ve üç ay içinde, Kadın ve Gençlik Bakanı olarak zamanın başbakanı Helmut Kohl’ün kabinesine girdi. Angela Merkel çok hızlı bir politik kariyer yaparak, 1991 ve 1998 yılları arasında hem parti başkan yardımcılığını, hem de Helmut Kohl kabinelerinde iki kez bakanlık görevini üstlendi ve 1998’de partisinin genel sekreterliğine seçildi.

2000 yılında, partisini sarsan yolsuzluk skandalları sırasında önce Kohl ve diğer parti yöneticilerinin yanında yer alan ve hatta Kohl’ün Suudi Arabistan’a tank satışı karşılığında rüşvet aldığı iddialarını “tamamen saçmalık” diye niteleyerek reddeden Angela Merkel, kriz tırmanıp, eski Başbakan Kohl’ün oynadığı rol açığa çıkmaya başlayınca, eski patronunu kınayan ilk CDU yöneticisi oldu. Bu çıkışıyla dikkat çekerek Nisan 2000’de parti lideri olan ve tamamen Amerika yanlısı bir Irak politikası güden Merkel, iki sene sonraki seçimlere yeterince popüler bir isim olarak görülmediğinden, CDU’nun başbakan adayı olarak katılamadı (Başbakan adayı CDU’nun kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birliği’nin lideri Edmund Stoiber olmuştu). Edmund Stoiber'in 2005 yılındaki seçim kampanyası sırasında Doğu Alman seçmenleri “aptal” diye nitelemesi Merkel’den büyük tepki aldı ve bu da ikilinin 2002 seçimlerinden bu yana aralarının bozuk olmasına sebep oldu.

Birlik Partilerinin Stoiber’in adaylığında 2002 seçimlerini kaybetmesiyle, 2005 erken seçimlerinde Merkel başbakan adayı oldu. Başbakan adaylığı ilk gündeme geldiğinde buna şüpheyle bakan geniş bir kesim vardı; çünkü Angela Merkel, Doğu AlmanyalıProtestan bir kadındı ve CDU genelde Katolik Batı Alman erkekleri tarafından yönetilmiş bir partiydi. Aday olmasının ardından Merkel, büyük bir imaj değişikliği yaparak, saç modelini değiştirdi, daha renkli giyinmeye başladı ve seçim kampanyaları boyunca sık sık efsane rock grubu The Rolling Stones’un Angie adlı parçası çalındı.

18 Eylül 2005 tarihindeki Alman ulusal seçimlerinde Merkel ve Schröder baş başa yarıştılar ve Merkel oyların yüzde 35.2’sini alırken Schröder yüzde 34.2’sini topladı. Daha sonra Sosyal Demokrat Parti yetkilileri ve Hristiyan Demokrat Parti üyeleri arasında lider Angela Merkel’in başbakanlığı konusunda anlaşma sağlandı ve anlaşma uyarınca Angela Merkel’e başbakanlık koltuğunun bırakılması karşılığında Sosyal Demokratlar, yeni kabinede 8 bakanlığı aldılar. Angela Merkel, parlamentonun onayını aldıktan sonra,22 Kasım 2005’te 51 yaşında Almanya tarihinin en genç, ilk Doğu Almanyalı ve aynı zamanda ilk kadın başbakanı oldu.

Dış basında zaman zaman İngiltere eski başbakanlarından Margaret Thatcher’la karşılaştırılan (Maggie-Angie benzetmesi yapılır) Angela Merkel, kürtaj ya da eşcinsel hakları gibi toplumsal konularda daha merkezci görüşlere sahip ve sık sık Doğu Almanya’da büyümüş bir insan olarak özgürlüklerin önemini en iyi kendisinin bildiğini söylüyor.

Alman ekonomisini iyileştirmek, büyüyen işsizlik oranını düşürmek, dış politikada ABD ile soğuyan ilişkileri düzeltmek ve bugüne dek Avrupa Birliği’nde entegrasyonun temel motoru olarak görülen Fransa-Almanya ittifakına verilen önemi azaltmak isteyen Angela Merkel, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine ise ancak özel bir statüyle gerçekleşirse sıcak bakabileceğini belirtiyor.

1977 yılında evlendiği eşi fizikçi Ulrich Merkel’den 1982 yılında boşanmasının ardından, halen birlikte olduğu, kimya profesörüJoachim Sauer ile, 1998 yılında evlenen Angela Merkel’in hiç çocuğu yok.

Mao Zedong Kimdir?

Mao Zedong, Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurucu ve önderlerinden. Çin'in Hunan eyaletinde doğdu. 1943'ten itibaren ÇKP Politbüro Başkanı, 1945'ten itibaren ÇKP Merkez Komitesi Başkanı.

Mao hakkındaki tartışmalar ölümünden yıllarca sonra bile hâlâ devam etmektedir. Taraftarlarına göre Mao, büyük bir devrimci önderdir ve görüşleri Marksizm'in gelişmiş yorumunu oluşturur. Çin'deki destekçileri, Mao'yu 20. yüzyıldaki büyük Çin devletini yaratan siyasi ve askeri lider
olarak görürler. Günümüz modern Çin'inin Sun Yat-sen'den sonraki mimarı olarak görülmektedir.

Mao; Sağcı Karşıtı Kampanya, Büyük İleri Atılım, Kültür Devrimi gibi isimler verdiği, kolektifleştirmeyi de kapsayan çeşitli sosyo ekonomik projeler geliştirdi. Bu projeler sayesinde güçlü, müreffeh ve eşitlikçi bir Çin yaratmayı hedefledi.

Günümüzde Çin'de hala resmen saygı görmekle birlikte, Çin hükümeti adını nadiren anmakta, Maoist siyasetten gitgide uzaklaşmaktadır. Ölümünden sonra Mao'nun Çin siyasetine etkisi azalmıştır.

Bill Clinton Kimdir?

Bill (William Jefferson) Clinton

ABD'nin 42. Başkanı olan Bill Clinton 19 Ağustos 1946'da Arizona eyaletine bağlı Hope kentinde doğdu. Babası William Blythe'yi bir trafik kazasında kaybeden Bill, 16 yaşındayken, annesi Virginia Blythe, Roger Clinton ile evlenince Clinton soyadını aldı. 1968'de Georgetown Üniversitesi'ni bitiren Clinton, burslu olarak bir süre Oxford Üniversitesi'ne devam etti, 1973'te Yale Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.

1972'de George McGovern'in başkanlık kampanyası için çalışan Clinton, 1973-76 yılları arasında Arkansas Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı ardından 1978 yılında Arkansas Eyaleti Başsavcısı seçildi. 1978 yılına gelindiğinde Clinton ülkenin en genç valisi sıfatıyla Arkansas'a vali seçildi.

1980'de yeniden adaylığını koyduğu valiliğe seçilemeyen Clinton, 82, 84, 86 ve 90 yıllarında yeniden seçilerek Arkansas Valiliği yaptı. Clinton 1975'de Hillary Rodham ile evlendi, Çiftin Chalsea isimli bir kızları oldu.

Bush'u yendi
Kişiliğine yönelik tüm saldırılara rağmen 1992'de ABD Başkan adaylığı için Demokratlar'dan birçok eyalet seçimini kazanan Clinton, Demokrat Parti'yi merkeze kaydırmakla suçlandı. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen Clinton, 1992 kasımında düzenlenen seçimlerde Başkan George Bush'u ağır bir yenilgiye uğratarak ABD Başkanı seçildi.

Clinton'ın başkanlığı döneminde ülkede açılan yeni iş alanlarıyla işşizlikle savaşta önemli adımlar atıldı. Ülke ekonomisi son yılların en iyi düzeyine erişti. Dış politikadaysa Ortadoğu barış sürecine ilişkin arabuluculuk rolünü iyi oynayan Clinton, Bosna'daki iç savaşın bitmesini sağlamak için bölgeye ABD askerleri gönderdi, Rusya ve Çin ile olan ilişkileri revize etti.

Clinton'ın Arkansas Valiliği döneminde ortağı olduğu Whitewater emlak şirketi ile ilgili ortaya atılan yolsuzluk iddiaları, ABD Başkanı'nın Beyaz Saray'daki karizmasını çok sarstı. Clinton'ın bazı yakın arkadaşları davayla ilgili olarak çeşitli cezalara çarptırıldı, ancak tüm bunlar Clinton'ın 1996'da seçimleri bir kez daha kazanarak ikinci dönem ABD Başkanlığını engelleyemedi.

Beyaz Saray'da seks skandalı
Clinton ikinci dönem başkanlığı bir seks skandalının gölgesinde geçti. ABD Başkanı'nın Beyaz Saray'da çalışan Monica Lewinsky ile birlikte, dünyaya yön veren önemli kararların alındığı Oval Ofis'te ilişkiye girdiğinin ortaya çıkması Clinton'ın az daha azledilmesine yol açıyordu. Clinton, başlarda iddiaları yalanladı. Ancak daha sonra bir çok tanığın ve delilin ortaya çıkması üzerine, ABD Başkanı Lewinsky ile 'kısıtlı' bir ilişkiye girdiğini kabul etti. Lewinsky'nin kendisine sadece oral seks yaptığını itiraf eden Clinton, Kongre'de yapılan oylama sonucu azledilmekten kurtuldu.

Clinton'ın ekonomik programı, bu ikinci başkanlık döneminde de ülkeye belirli bir oranda refah getirdi. Dış politikadaysa, Clinton yine Ortadoğu barışında arabulucuk görevini başarıyla yürüttü. Kosova'da Arnavutlar'a yönelik Sırp baskısının sona ermesi için düzenlenen NATO operasyonuna liderlik etti.

Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in, ülkede olduğu öne sürülen kimyasal-biyolojik silahları denetlemekle yükümlü Birleşmiş Milletler ekibinin faaliyetlerine son vermesi üzerine düzenlenen ikinci geniş kapsamlı operasyonda bayraktarlık yaptı.

Çin- ABD ilişkilerinin bugüne dek olmadığı kadar gelişmesinde önemli rol oynadı. Ancak Clinton, Rusya'nın Çeçenistan'da düzenlediği ve çok sayıda sivilin de ölmesine yol açan operasyonunu durdurmasında başarılı olamadı.

Başkanlık "Junior" Bush'a teslim
Clinton, 7 Kasım 2000'de yapılan olaylı ABD Başkanlık seçiminin galibi George Bush'a 22 Ocak 2001'de Beyaz Saray'daki başkanlık koltuğunu teslim edecek.

Abdullah Gül Kimdir?

  
29 Ekim 1950 tarihinde Kayseri’de doğdu. Öğrenimini Kayseri Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde yaptı. Aynı fakültede başladığı doktora çalışmaları için iki yıl İngiltere’de kaldı ve 1983’te İstanbul Üniversitesi’nden doktor unvanı aldı. Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nün kuruluşunda çalıştı ve aynı bölümde ekonomi dersleri verdi. 1991’de uluslararası ekonomi dalında Doçent oldu.


1983-1991 yılları arasında merkezi Cidde’de olan İslam Kalkınma Bankası’nda ekonomist olarak çalıştı.

1991 – 2007 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde beş dönem Kayseri Milletvekili olarak hizmet verdi.

1991 – 1995 yılları arasında TBMM’de Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliği yaptı.

1991 - 2001 yılları arasında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesi olarak Konsey’in Kültür, Tüzük, Siyasi ve Ekonomik Kalkınma komitelerinde çalıştı.

1995 – 2001 yılları arasında TBMM’de Dışişleri Komisyonu’nda üye olarak görev yaptı.

1996’da kurulan 54. Hükümet’te Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü olarak görev aldı.

2000 yılında Yenilikçi Hareket’e liderlik etti ve Fazilet Partisi Kongresi’nde genel başkan adayı oldu.

2001’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluşunda rol alan öncülerden oldu. Siyasî ve Hukukî İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.

2001 – 2002 yılları arasında NATO Parlamenterler Meclisi üyeliği yaptı.

2002’de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde 10 yıl aralıksız sürdürdüğü başarılı çalışmalarından dolayı kendisine “Pro merito” madalyası ve “Sürekli Onursal Üye” unvanı verildi.

18 Kasım 2002'de Başbakan olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 58. Hükümeti’ni kurdu.

2003 – 2007 yılları arasında 59. Hükümet döneminde Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.

28 Ağustos 2007 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin onbirinci Cumhurbaşkanı olarak seçildi.

Abdullah Gül’ün; Bulgaristan Burgaz Hür (2003), İngiltere Exeter (2005), Azerbaycan Bakü Devlet (2007), Romanya Dimitrie Cantemir Hıristiyan(2008) ve Kazan Devlet Üniversiteleri (2009) tarafından verilen fahri doktora, Kırgızistan Yusuf Balasagun Millî Üniversitesi (2009) tarafından verilen fahri profesörlük, Çin Kuzeybatı Üniversitesi (2009) tarafından verilen fahri ekonomi doktorası ve Sincan Üniversitesi tarafından verilen fahri profesörlük unvanları bulunmaktadır.

Hayrünnisa Gül ile evli olan Abdullah Gül, Ahmet Münir, Kübra ve Mehmet Emre adlı üç çocuk babasıdır.

Ailesi

Abdullah Gül 29 Ekim 1950 tarihinde Orta Anadolu’nun en önemli ticaret kenti sayılan Kayseri’de doğdu. Ailenin soyağacı 1200’lü yıllara dayanmaktadır. Gül soyadı, Selçukluların Kayseri’de yaptırdığı Gülük Camii’nin ilk imamlarından olan atalarından gelmektedir. İstiklal Savaşı Gazisi olan dedesi Hayrullah Efendi ticaretle uğraşmıştır. Annesi Adviye Gül, kentin köklü Satoğlu ailesine mensup şair ve öğretmen bir babanın kızıdır. Kayseri’nin ilk sanayi tesisi sayılan Tayyare Fabrikası’nda ustabaşı olarak çalışan babası Ahmet Hamdi Gül, sosyal hayata katkılarıyla çevresinde tanınan ve sevilen bir kişidir. Aile çok sayıda öğretim üyesi, şair, yazar ve bürokrat yetiştirmiştir. Emekliliği sonrası 1972’de kendi işyerini kuran Ahmet Hamdi Gül, halen sanayi alanında faaliyet göstermektedir; bir kız, bir erkek evladı daha vardır.

Eğitim ve Çalışma Hayatı

Abdullah Gül, Kayseri Gazi Paşa İlkokulu, Nazmi Toker Ortaokulu ve birçok ünlü ismi yetiştiren Kayseri Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdi.

Gül’ün üniversitede okuduğu yıllar Türkiye’de öğrenci hareketlerinin en yoğun olduğu dönemdi. Fakülte yıllarında öğrenci hareketlerinde aktif yer aldı. O dönemin önde gelen öğrenci derneklerinden Milli Türk Talebe Birliği’nde (MTTB) öğrenci liderleri arasında yer aldı, mitinglere katıldı, dergi ve yayınlara katkıda bulundu. O yıllarda edindiği tecrübe ve arkadaşlıklar, Abdullah Gül üzerinde hayat boyu sürecek izler bıraktı.

1974 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olan Abdullah Gül, aynı fakültede başladığı doktora çalışmasını 1983'te tamamladı. Doktora çalışmaları sırasında lisan öğrenmek ve teziyle ilgili araştırmalar yapmak üzere gittiği Londra ve Exeter’de iki yıl kaldı.

Akademik çalışmalarını sürdürürken Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nün kuruluşunda görev aldı ve beş yıl boyunca mühendis adaylarına ekonomi dersleri verdi.

1983 yılında İslam Kalkınma Bankası’nda ekonomist olarak çalışmak üzere Cidde’ye gitti. Ailesiyle birlikte 8 yıl Cidde’de yaşadı. Görevi sebebiyle edindiği deneyim ve değişik ülkelere yaptığı seyahatler ona farklı coğrafyalardaki ülkelerin ekonomik, siyasi ve sosyal yapılarını yakından gözlemleme imkanı sundu.

1991 yılında uluslararası ekonomi dalında Doçent unvanı aldı.

Siyasi Hayatı

Abdullah Gül’ün siyasi hayata girişi planlı bir adım sonucu olmadı. 1991 yazında yıllık iznini geçirmek üzere geldiği memleketi Kayseri’de, hemşerileri kendisine siyasete atılması ve ülkesine milletvekili olarak hizmet etmesi teklifinde bulundular. Katıldığı ilk seçimde Refah Partisi’nden milletvekili seçildi. O günden başlayarak Cumhurbaşkanı seçildiği güne kadar beş dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kayseri milletvekili olarak yer aldı.

Milletvekilliği dönemi kendisine hem ülkeyi hem de dünyayı daha iyi tanıma fırsatı sağladı. İlk dönemde (1991-1995) Plan ve Bütçe Komisyonu, ikinci dönemde (1995 - 1999) Dışişleri Komisyonu üyesi olarak görev yaptı. 1991’den itibaren Avrupa Konseyi’nde Türkiye’yi temsil eden parlamenterler arasında sürekli yer aldı. 2001 ve 2002 yıllarında NATO Parlamenterler Meclisi üyeliği yaptı.

Demokrasi ve insan haklarının beşiği sayılan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde çeşitli komitelerde aktif olarak görev aldı ve yakın arkadaşlıklar kurdu. Buradaki on yıllık tecrübesi Abdullah Gül’ün Konsey’in demokrasi ve insan hakları standartlarının Türkiye için vazgeçilmez olduğu inancını pekiştirdi ve Türkiye’nin Avrupa Birliği yolundaki reformlarının gerçekleştirilmesinde büyük etkisi oldu. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ndeki başarılı çalışmalarından ötürü kendisine 2002 yılında “Pro merito” Madalyası ve “Sürekli Onursal Üye” unvanı verildi.

Abdullah Gül 1996 yılında kurulan 54. Hükümet’te Devlet Bakanlığı ve Hükümet Sözcülüğü yaptı. Bu dönemde görev alanına giren Türk Dünyası ile ilişkileri geliştirmek için yoğun çaba sarf etti.

Türkiye’nin ciddi siyasi sıkıntılar yaşadığı bir dönemde, yakın siyaset arkadaşlarıyla birlikte partisi içerisinde yeni bir akımın başlamasına öncülük etti. ‘Yenilikçi Hareket’ diye adlandırılan bu akımın öncüsü olarak 2000 yılında yapılan Fazilet Partisi Büyük Kongresi’nde Genel Başkanlık için aday oldu. Seçimi çok az bir oy farkıyla kaybetmiş olmasına rağmen, aldığı netice tüm siyasi çevrelerce büyük bir başarı olarak değerlendirildi. Kendi değerlerine sahip çıkarak dünyayla bütünleşmeyi hedefleyen, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü benimseyen bir oluşum olarak algılanan Yenilikçi Hareket, Türk siyasetine büyük heyecan getirdi. Bu siyasi çizgi 2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulmasıyla neticelendi.

Abdullah Gül 3 Kasım 2002’de yapılan genel seçimlerin ardından 18 Kasım’da Başbakan olarak 58. Cumhuriyet Hükümeti’ni kurdu. Kısa Başbakanlık döneminde Irak, Kıbrıs gibi zor meselelerle yüzleşti, ekonomide Acil Eylem Planını uygulamaya koydu. Irak krizi sırasında önemli bir işlev gören Irak’a Komşu Ülkeler Süreci’nin başlamasına öncülük etti.

14 Mart 2003’te kurulan 59. Cumhuriyet Hükümeti’nde Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. Aynı zamanda Terörle Mücadele Yüksek Kurulu, Reform İzleme Grubu ve Avrupa Birliği Müzakere Heyeti Başkanlığı görevlerini yürüttü.

Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanlığı döneminde Avrupa Birliği reform süreci hızlandırıldı ve 3 Ekim 2005’te Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım müzakereleri resmen başladı. Hem Batı dünyası hem de Türk ve İslâm Dünyası’yla ilişkiler geliştirildi, komşu ülkelerle dostluk bağları takviye edildi ve uluslararası kuruluşlarda aktif görevler üstlenildi.

Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı sıfatıyla Mayıs 2003’te Tahran’daki İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda yaptığı ve İslam dünyasına reform çağrısında bulunduğu konuşma, hem Doğu’da hem de Batı’da büyük yankı uyandırdı.

24 Nisan 2007 tarihinde Cumhurbaşkanlığına aday olan Abdullah Gül, seçim sürecinin yarıda kalması ve TBMM’nin erken seçim kararı alması üzerine 22 Temmuz 2007’de beşinci kez Kayseri milletvekili seçildi. Yeni Meclisin önündeki ilk gündem maddesi olan Cumhurbaşkanlığı seçimi için tekrar aday oldu.

Abdullah Gül, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 28 Ağustos 2007 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin onbirinci Cumhurbaşkanı seçildi.

Golda Meir Kimdir?

Golda Meir 1898 yılında Ukrayna’nın başkenti Kiev’de doğdu .1906 da ailesinin yerleştiği ABD’ de Filistin’e göç etti. Histadrut Sendikası ve Mapai işçi Partisinde görev aldı. İsrail Devleti kurulunca SSCB büyükelçiliğine atandı. 1949-1956 yılları arasında sosyal işler, 1956-1966 yılları arasında da dışişleri bakanlığı yaptı. 1966 da Mapai Partisi genel sekreterligine seçildi. 1969 yılında başbakan oldu. 1973 İsrail-Arap Savaşından sonra İsrail hükümetinin savunma sisteminin eleştirilmesi üzerine 1974 yılında görevinden istifa etti. 1978 yılında Kudüs’te öldü.

David Ben Gurion Kimdir?

1886 yılında Polonya’da dünyaya geldi. Babası siyonist bir gruba üye olan Ben Gurion, okul yıllarında babasının yolunu takip ederek siyonist grupların içinde faaliyet göstermeye başladı. Fakat o daha ziyade dinden uzaklaşarak politik siyonizme doğru kaydı.

Henüz yirmi yaşlarında iken o dönem Osmanlı toprakları olan Filistin’e göç etti. İlk yerleşim birimlerinin portakal bahçelerinde ve şarap mahzenlerinde çalışmaya başladı. O dönemde osmanlı topraklarında gizli faaliyet gösteren Sion Çalışanları örgütünde etkin rol oynadı fakat burada da örgüte muhalif tavır takındı. Örneğin göçmenlerin ve yerleşimcilerin kendi işlerini Diaspora’nın müdahalesi olmadan yürütme hakkı; İsrail’e göç etmenin her parti üyesinin zorunluluğu olduğu; ve İbranice’nin partisinin tek dili olması gerektiği gibi.

I. Dünya Savaşı ile birlikte İngilizler’le işbirliği içine giren siyonist örgütün önde gelenlerinden olan Ben Gurion, dönemin iktidarı tarafından yurt dışına sürgüne gönderildi. Ben Gurion, New York’a gitti ve orada da siyonist faaliyetlerini sürdürdü. Özellikle I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere hariciye sekreteri Arthur Balfour’un geliştirdiği “"Majestelerinin hükümeti Filistin'de Yahudi halkı içi milli bir anayurdun kurulmasına olumlu bakmaktadır.” deklerasyonuna uygun olarak faaliyetlerini hız kazandırdı. New York’ta Ahdut ha-Avoda’yı (Birleşik Çalışma Partisi) kurdu.

1934 yılında İsrail’e gerin döndü ve bugünkü İsrail gizli servisi Mossad’ın ilk nüveleri olan Yahudi Ajansı’nı kurdu. Bu ajans İsrail devletinin kurulmasında önemli faaliyetlerde bulundu, dağınık olan yahudi toplulukların birleşmesinde çok etkin rol oynadı. Ben Gurion’un özellikle bu dönemde İngiltere’nin Filistin politikasına karşı ser tedbirler aldığı göze çarpmaktadır. Nihayet Mayıs 1948’de İsrail’in ilk başbakanı olarak İsrail’in kuruluş belgesini dünyaya deklere etti. İki dönem İsrail başbakanı olan Ben Gurion 1973 yılında öldü.

Ariel Şaron Kimdir?

Ariel Şaron, 1928’de doğdu. 14 yaşında İsrail Ordusu’na girdi. Şaron, ordu bünyesinde özel komando birliği kurarak ülke güvenliğinin korunmasında etkin görev üstlendi. Tel Aviv Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gören Ariel Şaron’un komutasındaki İsrail askerleri 1953 yılında bir Filistin köyünü basarak 60 sivili katletti. Tarihçilere göre Şaron, bu saldırı sırasında askerlerine'herkesi öldürün' emri verdi.

Arial Şaron 1967’deki 6 Gün Savaşı’nda yer aldı ve 1972’de ordudan ayrıldı. Aradan 1 yıl geçmeden 6 Ekim 1973’de, Mısır’ın tüm Sina Yarımadası’nı aldığı büyük zaferiyle sonuçlanan, İsrail’in en büyük dini bayramına denk gelen Yom Kippur Savaşı’nda orduya geri çağrıldı. Knesset’e 1973’te seçilen Şaron, 1 yıl sonra istifa ederek dönemin Başbakanı İzak Rabin’e güvenlik danışmanı oldu. Arial Şaron 1982 yılında Savunma Bakanı oldu. Ve 18 Eylül 1982'de Şaron, İsrail Ordusuna "Filistin mülteci kamplarının yerle bir edilmesi" emrini verdi. Saldırı sonucunda 600 filistinli ölürken, 1800 filistinlinin kayıp olduğu açıklandı. Filistin kaynakları hiçbir iz bırakmadan kaybolan sivillerin Falanjist milisler ve İsrail askerleri tarafından öldürüldükten sonra gizlice gömüldüğünü iddia etti. Şaron, otobiyografisinde, katliam emirlerinin bazılarını kabul etti ve bunları 'hata' olarak nitelidi. 1983 yılında hakkında soruşturma açıldı. Şaron, Sabra ve Şatilla katliamlarından 'dolaylı olarak sorumlu' bulundu ve bakanlık görevinden azledildi. Ama Şaron, İsrail sağı için her zaman popüler bir sima olmayı başardı.

Şaron Yerleşim Bakanı olduğu doksanlarda Batı Şeria ve Gazze'de 1967 işgali sırasında alınan bölgeleri yerleşime açtı. 1996 yılında Netanyahu iktidara geldiğinde onu da kabineye alması için yoğun baskıyla karşılaştı. 1998 yılında dışişleri bakanı oldu. 1999 yılında Netanyahu'nun seçim hezimetinin ardından Likud liderliğine geldi. Gelir gelmez de kışkırtıcı faaliyetlere başladı. Müslümanlarca kutsal olan Mescid-i Aksa’ya yürüdü ve bu konuda kışkırtıcı açıklamalar yaptı.



Şubat 2001 tarihnde seçmenlerin ancak %60’nın oy kullandığı seçimlerde %60’lık bir oyla iktidara geldi. İktidara gelmesi tüm dünya tarafından tedirginlikle yarattı. Gazeteci Phil Reeves bu konuda şunları söylüyordu:

“73 yaşındaki Likud lideri Ariel Şaron, şubat ayında ülkenin başına geçti ve 1983’teki Şabra-Şatilla katliamlarıyla ilgili soruşturmanın onu küçük düşürmesinin ardından, bir daha İsrail’e lider olamayacağını düşünenleri şaşırttı. Yoğunlaşan şiddetten bıkan ve hükümetin yürüttüğü mükemmel halkla ilişkiler kampanyasıyla ikna olan İsrailli seçmenler, kendilerini güvene kavuşturarak Yaser Arafat’a sert çıkacağını düşündükleri bu adama döndüler. Şaron, beklenmedik bir farkla, 21 aydır başbakan olan Ehud Barak’ı gönderip iktidara geldi. Artık eski düşmanı Yaser Arafat ile yüz yüzeydi. Bölgenin kaderi, iki yetmişlik adamın elindeydi: Filistinlileri askeri güçle hizaya sokabileceğine inanan inatçı bir İsrail ideoloğu, eski bir general ile, Batı ile ilişkilerini düzeltmek ve sokakta giderek yükselen radikal dalga arasında sonsuz bir mücadeleye kilitlenen değişken Filistin lideri.”

Şaron 2001 yılı sonu ve 2002 başında izlediği politikalarla bu tedirginlikleri boşa çıkarmadı. Zeevi suikastını bahane ederek filistin yerleşim bölgelerini bombalatan Şaron, çocuk, kadın demeden bir çok filistinlinin de ölmesine neden oldu. 2002'nin Şubat ayında ise geniş bir harekat başlatırken, mülteci kamplarına da saldırı emri verdi. Gazze’deki mülteci kamplarına yönelik gerçekleştirdiği operasyonlar sırasında da 24 Filistinli öldü.



Şaron’un Politik Kariyeri

1975-77:Başsakan'ın güvenlik danışmanı

1977-81:Tarım Bakanı

1981-83:Savunma Bakanı

1984-90:Ticaret ve Endüstri bakanı

1990-92:Yerleşim ve yapı Bakanı

1996-98:Alt yapıdan sorumlu bakan

1998-99:Dışişleri Bakanı

1999:Likud Partisi Başkanı

2001: İsrail Başbakanı

Harri Holkeri Kimdir?

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 25 Temmuz 2003 tarihinde, Finlandiya'nın eski başbakanı Harri Holkeri'yi, yeni Kosova özel temsilcisi ve UNMIK (BM Kosova Misyonu) başkanı olarak atadı. Holkeri; temsilcilik görevinin başlangıç tarihi olan 1999 yılından bu yana atanan 3'ncü UNMIK başkanı olan Alman Michael Steiner'in ardından, misyonun yeni başkanı oldu. Steiner'den önce temsilciliğe, Danimarka'dan Hans Haekkerup ve Fransa'dan Bernard Kouchner başkanlık etti.

6 Ocak 1937'de Finlandiya'nın Toijala kentinde doğan Holkeri, Helsinki Üniversitesi'nde, siyaset bilimi alanında master yaptı. Holkeri, Finlandiya ordusu yedek kuvvetlerinde binbaşı rütbesiyle çalıştı. Harri Holkeri, siyasi kariyerine 1965 yılında Muhafazakar (Ulusal Koalisyon) Parti Genel Sekreteri olarak başladı. 1971 yılında Parti Genel Başkanı seçildi ve 1979 yılına kadar bu görevi sürdürdü. Holkeri ayrıca 1970-1978 yılları arasında parlamento üyesi olarak görev yaptı.

1982 ve1988 yıllarında iki kez cumhurbaşkanlığına aday olan Holkeri'nin, her iki seçimde de rakibi, Bank of Finland'da birlikte çalıştığı yakın arkadaşı Mauno Koivisto idi. Holkeri, 1978-1997 yılları arasında bankanın Yönetim Kurulu üyesi, 1981-1987 yılları arasında da Helsinki Belediye Konseyi Başkanı olarak görev yaptı.

1987-1991 yılları arasında Finlandiya Başbakanı olarak görev yapan Holkeri, partisi ve Sosyal Demokratlar arasında kurulan koalisyona liderlik etti. Finlandiya'nın ulusal havayolu şirketi Finnair'in yönetim kurulu başkanı olan Holkeri, ülkedeki çeşitli şirket ve kurumların da yönetim kurullarında bulunuyor.

Uluslararası alanda da aktif rol alan Holkeri, 1963-1965 yılları arasında BM Genel Kurulu Finlandiya delegasyonu üyesi, 1975-1978 yılları arasında İskandinav Bakanlar Konseyi üyesi, Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi (EFTA) Parlamenterleri Başkan Yardımcısı (1974-1975) ve Başkanı (1976) olarak görev yaptı.

Harri Holkeri, Kuzey İrlanda'daki anlaşmazlıklara son verilmesi amacıyla başlatılan çok taraflı barış görüşmelerinin de, üç bağımsız başkanından biriydi. Holkeri, 1995-1998 yılları arasında, Kuzey İrlanda'da yasadışı silah bulundurulmasını önlemek amacıyla, İngiltere ve İrlanda hükümetleri tarafından oluşturulan Uluslararası Kurul'un da üyesiydi.

Eylül 2000'de Holkeri, BM Genel Kurulu'nun 55'nci Dönem Çalışmaları'nın başkanı seçildi.

Balkanlar'la ilgili her hangi bir siyasi deneyimi olmayan Holkeri, yaklaşık bir düzine aday arasından UNMIK Başkanı seçildi. Yetenekli bir arabulucu ve uzlaştırıcı olmasıyla ünlü deneyimli politikacı, herkes tarafından onay gören bir tercih oldu. BM Güvenlik Konseyi, 28 Temmuz 2003 tarihinde Holkeri'nin 4'ncü UNMIK Başkanı olarak atanması kararını onayladı. Kendisine verilen bu yeni görevin, "muhtemelen hayatında karşısına çıkan en zor görev" olduğunu söyleyen Holkeri, "bir görevin zor olduğu gerçeğinin, onu geri çevirme gerekçesi olamayacağını" da belirtti.

Harri Holkeri'nin öncelikli görevi, yetkilerin, yerel kurumlara devredilmesi sürecinin tamamlanması olacak. Holkeri, bölgedeki asıl görevinin, kendisini bir an önce "gereksiz kılmak" olduğunu, bu görevi yerine getirebildiği takdirde başarıya ulaşmış sayılabileceğini söyledi.

Harri Holkeri, evli ve iki çocuğu var.

Mahmud Abbas Kimdir?

Mahmud Abbas, 1935 yılında, İsrail’in kuzeyinde bulunan Safed kasabasında dünyaya geldi. 1948’de bir mülteci olarak gittiği Suriye’de bir süre öğretmen olarak çalıştı. Daha sonra Şam ve Kahire üniversitelerinde hukuk eğitimi gördü. Moskova’da tarih alanında doktora yaptı.
Abbas, çalışma hayatına Katar’da atıldı. Burada ilerde kendisini Filistin hareketinin başına getirecek ilk adımları atarak, yeraltında faaliyet gösteren Filistinli grupları organize etmeye başladı. Burada yetiştirdiği gençler daha sonra Filistin Kurtuluş Örgütü’nde önemli görevlere geldi..

Mahmud Abbas, Yaser Arafat ile birlikte El Fetih’i kurdu. Filistin davası için mücadele ederken, Arafat’ı Ürdün, Lübnan ve Tunus’taki sürgününde yalnız bırakmadı.

Abbas, hep arka planda olmayı tercih etse de, bu durum onun uluslararası arenada, Arap liderleri ve istihbarat şefleriyle güçlü bağlantılar kurmasını engellemedi. Bu bağlantılar onun Filistin Kurtuluş Örgütü’nde yükselmesini de sağladı. İlk olarak örgütün mali işlerinin sorumluluğunu aldı. 70’lı yıllarda güvenlikle ilgili görev üstlendi, 1980’de ise FKÖ’nün ulusal ve uluslararası ilişkileri departmanı sorumlusu oldu.

Pragmatik olarak tanınan Abbas siyasi alanda riskli kararlar almaktan çekinmedi. İsrail-Filistin çatışmasına barışçıl çözüm bulunmasını savundu, Yahudi gruplarla diyaloğa destek verdi, iki devletli çözümden yana oldu. Oslo’daki gizli görüşmelere katılan Filistin heyetinin başkanlığını üstlenmesi Abbas’ın FKÖ içinde güvercin olarak tanınmasına yolaçtı. 1993 yılında örgüt adına İsrail ile barış anlaşmasına imza attı.

69 yaşındaki abbas, 48 yıllık bir sürgünden sonra 1995’te Filistin topraklarına döndü.

2003’te, İsrail ile ABD’nin Yaser Arafat’ı muhatap olarak kabul etmemelerinin ardından yeni lider adayı olarak sivrildi. Aynı yıl Filistin Özerk Yönetimi’nin ilk başbakanı oldu; ancak tüm yetkilerine sahip olamadı, bu da hareket alanını oldukça sınırladı. Yaser Arafat ile yaşadığı iktidar mücadelesi sonucu 4 ay sonra başbakanlığı bıraktı. Arafat’ın ölümüyle FKÖ genel sekreterliğine getirildi.

El Fetih liderlerinden Mervan Barguti’nin adaylıktan çekilmesinin ardından, Filistin halkının çoğunluğunun desteğiyle seçimleri kazandı.

Zoran Zivkoviç Kimdir?

Zoran Zivkoviç, 18 Mart 2003 tarihinde, selefi Zoran Cinciç’in bir suikastla öldürülmesinden birkaç gün sonra, Sırbistan başbakanlığına atandı. Demokratik Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Cinciç’in yakın bir müttefiki olan Zivkoviç, reformları sürdürme ve Cinciç öncülüğünde başlatılan örgütlü suçlarla mücadelenin sürdürüleceğini taahhüt etti.
Zivkoviç, 22 Aralık 1960’ta Niş’te dünyaya geldi. 1983’te Belgrad Ekonomi Koleji’nden mezun oldu ve beş yıl sonra kendi şirketini kurdu. Zivkoviç, Cinciç’in Demokratik Parti’sine 1992’de katıldı. Miloşeviç rejiminin yılmaz bir muhalifi olan Zivkoviç, Miloşeviç’in 2000 yılının Ekim ayında iktidardan düşmesini sağlayan gösterilerde başı çeken kişilerden biriydi. Zivkoviç, parti hiyerarşisindeki basamakları birer birer çıkarak partideki ikinci adam konumuna yükseldi.

1993 - 1997 yılları arasında Zivkoviç Sırbistan Meclisi üyesiydi. Bu arada, Zayedno (Birlikte) adlı muhalefet bloğunun 1996’da belediye seçimlerinde sağladığı başarının ardından, Sırbistan’ın üçüncü büyük kenti Niş’in belediye başkanı oldu.

Kosova’daki çatışmaların ardından, kış mevsiminde petrol gereksinimini karşılamak için Zivkoviç ve birçok başka belediye başkanı AB’nin desteğinde bir “Demokrasi İçin Enerji” programı geliştirdi. Zivkoviç bu program için “Eğer güçlü ve gururlu olmakla 10.000 çocuğun okullarına devam edebilmesini sağlamak için yalvarmak arasında bir seçim yapma yetkim olsa, insanların ne dediğine bakmaksızın yalvarmaya hazırım” ifadelerini kullandı. Hükümet bu programı engellemeye çalıştı; bunun üzerine Zivkoviç oturma eylemleri düzenledi.

2000 yılında Yugoslav Federal Meclisi’nde milletvekili olan Zivkoviç, iki kez Federal İçişleri Bakanlığı görevi yaptı. Söz konusu görevde 2003 yılının Şubat ayına, Yugoslavya yerine Sırbistan-Karadağ kuruluncaya değin devam etti. Ayrıca, 2000 yılında Savunma ve Güvenlik Konseyi üyeliğine, 2002 yılındaysa BM Savaş Suçları Mahkemesi’yle İşbirliği Ulusal Konseyi üyeliğine seçildi. 2002 yılında Zivkoviç aynı zamanda Terörle Mücadele Konseyi’ne de başkanlık yapıyordu.

Cinciç’in ölümünün ardından Demokratik Parti onu yeni Başbakan adayı olarak gösterdi. Sırbistan Meclisi’nce 18 Mart 2003’te bu göreve getirildi. Zivkoviç ülkedeki tüm partilerden siyasi istikrarın yeniden sağlanması ve reformlar için çaba harcamalarını istedi. Yaptığı konuşmada “Dışişleri konusundaki kısa erimli amaçlarımız Avrupa Konseyi ve Barış İçin Ortaklık Programı üyeliği ile birlikte AB’ye üyelik müzakerelerine başlamaktır” diyen Zivkoviç, ancak Birlik’le daha yakın ilişkiler içine girerek Sırbistan’ın eski gücüne kavuşabileceğinin altını çizdi.

Zivkoviç evli ve iki çocuk babasıdır.

İlham Aliyev Kimdir?

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in önerisi üzerine Başbakanlığa atanan İlham Aliyev, 24 Aralık 1961'de Bakü'de doğdu. Haydar Aliyev'in vefatından sonra Cumhurbaşkanı oldu. Yeni Azerbaycan Partisi (YAP) kaynaklarına göre, orta öğretimini 1967-1977 yılları arasında Bakü'de tamamlayan İlham Aliyev, 1977'de Moskova Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Fakültesi'ne girdi. Üniversite eğitimini 1982'de tamamlayan Aliyev, aynı üniversitede asistan olarak kalmaya hak kazanırken, 1985 yılında Tarih ve Uluslararası İlişkiler konulu master tezini tamamladı ve üniversitede 1990 yılına kadar öğretim görevlisi olarak çalıştı.

İlham Aliyev, 1991 ve 1994 yılları arasında Moskova ve İstanbul'da çeşitli ticari faaliyetlerde bulundu. Azerbaycan devlet petrol şirketi SOCAR'ın başkan yardımcılığını Mayıs 1994'ten itibaren üstlenen İlham Aliyev, 1995 ve 2000 yılı genel seçimleri sonucunda milletvekili olarak Milli Meclis'e girdi. Babası Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in Genel Başkanlığını yürüttüğü YAP'ın Genel Başkan Yardımcılığına 1999 yılında seçilen İlham Aliyev, 1997'den beri Milli Olimpiyat Komitesi'nin başkanlığını da yapıyor.

Haydar Aliyev'in vefatından sonra Cumhurbaşkanı olan İlham Aliyev, Azeri Türkçesi'nin yanı sıra Rusça, İngilizce ve Fransızca'yı çok iyi bildiği ifade edilen İlham Aliyev'in 2 kızı ve 1 oğlu bulunuyor.

Hasan Saka Kimdir?

1885'te Trabzon'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Trabzon İbtidai Mektebi ve Rüştiyesinde tamamladıktan sonra İstanbul-Mercan İdadisinden mezun oldu. Mülkiye Mektebini 1908'de bitirdi. Divan-ı Muhasebatta (Sayıştay) devlet hizmetine girdi. 1909'da öğrenim için Fransa'ya gönderildi. Kasım 1912'de Paris Siyasal Bilgiler Okulu Diplomasî Şubesinden mezun olarak yurda döndü, eski görevinde çalışmaya başladı. Nisan 1915'te Maliye Nezareti Varidat Umum Müdürlüğü Temettü Vergisi Temyiz Komisyonu 1'inci Mümeyyizliğine atandı. Ekim 1916'daEskişehir Bölge İktisat Müdürü oldu. 4 Eylül 1918'de Mülkiye Mektebi İktisat Öğretmenliğini üstlendi. İstanbul Mebusan Meclisinin son döneminde Milletvekili seçilerek dağılmasına kadar görev yaptı.
28 Ocak 1921'de TBMM'nin I. Döneminde Trabzon Milletvekiliseçilerek Meclise girdi. 19 Mayıs 1921'de Maliye Vekili oldu, 22 Nisan 1922'de istifa suretiyle görevden ayrıldı. 11 Mayıs 1922'de İktisat Vekilliğine seçildi.

II. Dönem seçimlerinde tekrar Trabzon'dan Milletvekili seçildi.. 24 Eylül'de İktisat Vekilliğine atandı. 30 Ekim 1923'te kurulan ilk Cumhuriyet Kabinesinde İktisat Vekilliğini korudu. 6 Mart 1924'te II. İsmet Paşa Kabinesinde Ticaret Vekilliğine getirildi. 3 mart 1925'te III. İsmet Paşa kabinesinde Maliye Vekilliğine atandı. 13 Temmuz 1926'da görevinden istifa suretiyle çekildi. 1 Kasım 1926'da TBMM Başkan Vekilliğine seçildi. Bu görevini III. ve IV. Dönemlerde de korudu.

V. Dönemde yeniden Trabzon Milletvekili seçilerek 1 Mart 1935'te yeniden Başkan Vekili oldu. 1 Kasım 1935'te Başkan Vekilliğinden ayrıldı. 24 Ekim 1936'da İstanbul'dan Ankara'ya nakledilen Siyasal Bilgiler Okulu Umumî İktisat Profesörlüğünü üstlendi.

VI, VII, ve VIII. Dönemlerde de Trabzon'dan Milletvekili seçilerek 13 Eylül 1944'te II. SARAÇOĞLU kabinesinde Dışişleri Bakanlığı'na getirildi. Recep PEKER Kabinesinde de aynı görevi korudu. 9 Eylül 1947'de Kabinenin istifasıyla görevi son buldu.

10 Eylül 1947'de Başbakanlığa atandı. 10 Haziran 1948'de II. Kabinesini kurdu, 9 Ocak 1949'da Başbakanlıktan çekildi. Mecliste CHP Grup Başkanı olarak yasama görevini sürdürdü. IX. Dönemde son olarak Trabzon'dan milletvekili seçildi, 1954seçimleriyle politikadan çekildi.

29 Temmuz 1960'ta İstanbul'da vefat etti, Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verildi.

Rıza Şah Pehlevi Kimdir?

Rıza Şah Pehlevi 16 Mart 1878'de İran'da doğdu. Ordu içinde yükselerek başa geçmiş ve Pehlevi hanedanını kurmuştu. Pehlevan kabinesine reislik eden bir ailedendi. Babası albay Ali Han'ın ölümünden sonra annesi ile Tahra'ya giderek Rusların eğittiği bir İran askeri birliğine yazıldı. Güçlü kişiliği ve önderlik yeteneği ile kısa sürede yükseldi. Bu sırada yüzyıllardır süren kötü yönetim ve saldırgan dış güçlerin yürüttü savaşlar nedeni ile İran Çökme ve bölünmenin eteğine gelmişti.
İktidara el koyup etkili ve disiplinli bir askeri gücün desteği ile güçlü bir hükümet kurarak kargaşaya son vermeyi amaçlayan Rıza Han, ordu içindeki genç ve ileri unsurları örgütleyerek 21 Şubat 1921'de 1200 kişi ile Tahran'ı ele geçirdi. Böylece genç bir gazeteci olan Seyit Ziyaettin Tabatabai'nin başbakanlığa, kendisinin de önce silahlı kuvvetler komutanlığına, ardından savaş bakanlığına getirilmesini sağladı. Başbakanın ardından 1923'de bu görevi de üstüne aldı. Avrupa'da tedavi gören ve çağrılara karşı dönmeyi red eden Ahmet Şah'ın 1925'te tahtan indirilmesinden sonra toplanan kurucu mecliste yeni şah olarak seçildi.

Nisan 1926'ta taç giyen Rıza Şah başbakanlığı sırasında başlattığı reformları sürdürdü. 1928'te yabancı devletlerle imzalanmış tek yanlı anlaşma ve sözleşmeleri bozarak bütün ayrıcalıklara son verdi. Trans İran demiryolunu inşa ederek büyük kentlerin birbirine bağlanmasını sağladı. Kadınlara bazı haklar sağlayarak çarşaflarını çıkarmalarını istedi. Fiilen yabancıların denetimin de olan bankaları ve ulaşım sistemini millileştirdi. Okullar, yollar, hastaneler yaptırdı. İlk Üniversiteyi kurdu.

Rıza Şah'ın İngiltere ve SSCB'yi birbirine karşı kullanmaya dayanan dış politikası, II. Dünya Savaşı koşullarında başarısızlığa uğradı. Yerini oğlu Muhammed Rıza Pehleviye bırakan Rıza Şah Kanada'ya gitmek istediyse de İngiliz hükümetince önce Mauritius'a oradan da Johannesburg'a gönderildi ve orada öldü.

Zülfikar Ali Butto Kimdir?

Zülfikâr Ali Butto, 5 Ocak 1928 yılında doğdu. Çok zengin bir aileye mensuptu. Kaliforniya’da Berkeley Üniversitesi’ni ve İngiltere’de Oxford Üniversitesi’ni bitirdi. 1953’te Pakistan’da avukatlık yapmaya başladı. 1958’de Ticaret Bakanı, sonra da Dışişleri bakanı oldu. 1967 yılında Pakistan Halk Partisi’ni kurdu. Partisi seçim kazanınca 1971’de başbakan koltuğuna oturdu. 1977 yılında yapılan seçimlerde partisi tek başına iktidar oldu. Fakat muhalefet, seçime hile karıştırıldığını iddia ederek ülkede karışıklık çıkardı. Karışıklıklar iç savaşa dönüşmek üzere iken Genel kurmay Başkanı Ziya-ül- Hak, 5 temmuz 1977’de yönetime el koydu. Zülfikâr Ali Butto, 1974 yılında, muhaliflerinin öldürülmesini emrettiği iddiasıyla mahkemeye verildi. Mahkeme, kararını 1978’de açıkladı: İdam. Karar 1979 Şubatında tasdik, 4 Nisan 1979’da Rawalpinhi’de infaz edildi.

Eleutherios Venizelos Kimdir?

1864 yılında Girit-Hanya'da doğan Venizelos, hukuk öğrenimi gördü. Girit'in Yunanistan'a katılmasını amaçlayan ayaklanmaları düzenledi. 1898 yılında Girit komiserliğine atanan Prens Georgios'u düşürdükten sonra, yüksek komiser yardımcılığını elde etti.
1910'da Yunanistan'daki askeri yönetimin başkanlığına getirilen Venizelos, Sırbistan, Bulgaristan ve Karadağ ile kurduğu Balkan Birliğinin desteğiyle, Türkiye'ye açtığı savaşta, Girit'in 1913'de Yunanistan'a bağlanmasını sağladı. Osmanlılardan aldığı toprakları kaybetme korkusuyla, I. Dünya Savaş'ında tarafsız kalmayı tercih etti. Ancak, İtilâf Devletleri'nin verdiği teminatla Çanakkale'ye kuvvet göndermeye kalkışınca, Kral Konstantinos tarafından istifaya zorlandı (1915).

Aynı yıl yapılan seçimlerle tekrar iktidara geldi. Fakat Sırbistan'ın yanında savaşa girme kararı, ikinci kez görevinden uzaklaştırılmasına sebep oldu. 1916 yılında Selanik'te muhalif bir hükümet kurdu ve ancak 1917 yılında Konstantinos'un tahtı bırakmasından sonra Yunanistan'a dönebildi. I. Dünya Savaşı'ndan sonra yapılan Nöyyi ve Sevr Antlaşmaları'yla sağladığı topraklarla, 1918 muhtırasında belirttiği "megaloidea"sını (Tüm Yunanlıların birleştirilmesi) gerçekleştiremeyince, İngilizlerin desteğiyle 1920 yılında Türkiye ile savaşa girdi.

1928'de milli birlik hükümetiyle iktidara geldi. Bu yıllarda Türkiye'ye karşı barışçı bir siyaset uygulamaya çalıştıysa da ülke içindeki ekonomik dengesizlik, onu 1933'te iki kez hükümetten çekilmek zorunda bıraktı. 1935'te Girit'in bağımsızlığını ilan etmesi durumunu güçleştirdi. Seçimleri kaybedince Paris'e gitti ve orada gıyaben ölüme mahkum edildi. 1936 yılında Paris'de öldü.

Olof Palme Kimdir?

Olof Palme, 31 Ocak 1927’de Stockholm’da doğdu. Zengin bir ailenin çocuğu olan Palme, önce özel okula, daha sonra da yatılı okula gönderildi.

Kazandığı burs sayesinde ABD’deyi gezip tanıma fırsatını elde etti. 1948’de İsveç’e dönerek Stockholm Üniversitesi Hukuk Bölümü’ne girdi. 1949 yılı başlarında İsveç Öğrenci Birlikleri Federasyonu’nun dış ilişkiler bürosunda görev aldı. 1952’de İsveç Öğrenci Birliği Federasyonu başkanlığına getirildi. 1951 yılında Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Üniversite yıllarında tanıştığı liberal-sosyalist düşüncelerden oldukça etkilendi.

1953’de Generalkurmay Haber Alma Dairesi’nde sekreter olarak çalışmaya başladı. Aynı yıl Başbakan Erlander’in kalem müdürü oldu. 1957’de milletvekili seçilerek parlamentoya girdi. 1963’te Devlet Bakanı, 1965’te Ulaştırma Bakanı, 1967’de Milli Eğitim ve Kültür Bakanı olarak görev yaptı. Olof Palme 42 yaşında oybirliğiyle İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin başlanlığına seçildi ve başbakanlık görevini üstlendi. Önce 1969-1976 yılları arasında, sonra 1982’den 1986’daki ölümüne kadar, yaklaşık 11 yıl İsveç başbakanlığı görevini yürüttü.

Palme, dünya kamuoyunun dikkatini ilk kez, 1965’de ABD’nin Vietnam’a yönelik emperyalist müdahalesini çok ağır biçimde eleştirmesiyle çekti. Olof Palme, gerek ülkesinde gerekse dünyada, sosyal demokrat hareketin önemli bir sembolü olarak anılmaktaydı.

28 Şubat 1986 gecesi, eşiyle birlikte gittiği sinemadan evine dönerken, kimliği bilinmeyen bir kişi tarafından vurularak öldürüldü.

Costas Simitis Kimdir?

1936'da Atina'da doğan Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, Almanya'da Marburg Üniversitesi'nde hukuk ardından London School of Economics'te ekonomi eğitimi aldı. 1961'de Yüksek Mahkeme'de yargıç olan Simitis, 1965'de Panhelenik Kurtuluş Hareketi Ulusal Konseyi'ne katılarak politikaya atıldı. Simitis aynı yıllarda bir araştırma ve çalışma topluluğu olan Elexandros Papanastasiuou Derneği'ni kurdu.
1967-1969 yıllarında Yunanistan'da iktidarda olan askeri cuntaya karşı bir dizi yasadışı eylemde bulundu. Bu eylemlerin sonucunda mahkemelik olan Simitis, yargılanmamak için Almanya'ya kaçtı. Sürgün yıllarında da cuntaya karşı mücadelesine devam eden Simitis, Almanya'nın Konstanz Üniversitesi'nde öğretim görevlisi oldu. Simitis bir süre sonra Justus Liebig Üniversitesi'nde ticaret ve medeni hukuk dalında profesörlük ünvanı kazandı.

Simitis, cunta yıllarının ardından Yunanistan'a döndü ve 1985'te Yunan Parlamentosu'na girdi. 90'lı yıllara dek tarım, ulusal ekonomi ve endüstiri bakanlıklarında bulunan Simitis, Başbakan Andreas Papandreu'nun 1996 ocağında sağlık nedenlerinden dolayı görevi bırakmasının ardından düzenlenen seçimlere Panhelenik Sosyalist Hareketi'nin (PASOK) lideri olarak girdi.

ZEYTİN DALI UZATTI

1996 eylülünde yapılan seçimleri kazanan PASOK, lideri Simitis'i de başbakanlık koltuğuna taşıdı. 17 Ağustos 1999'da Marmara'da meydana gelen büyük depremin ardından Türkiye'ye zeytin dalı uzatan ve iki toplum arasında tarihte görülmemiş bir yakınlaşmanın tohumlarını Ege'ye diken Simitis, Avrupa Birliği'nde Türkiye'nin adaylığına karşı Yunan vetosunu da kaldırarak Aralık 1999'da Türkiye'ye aday ülke statüsünün verilmesinde önemli rol oynadı.



Simitis'in Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu (Kim imdire link) ile uyumlu çalışması da, Yunanistan'ın Türkiye politikasında yumuşamasında önemli rol oynadı.



Simitis'in hukuk ve ekonomi konularında Almanya ve Yunanca yayınlanmış çok sayıda kitabı ve makalesi bulunuyor.

Hamid Karzai Kimdir?

Popalzai aşiretinden bir Peştu olan geçici Afgan yönetiminin Başbakanı Hamid Karzai, 24 Aralık 1957’de Kandahar’da doğdu. Kabil'de ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra Hindistan'a giderek Simla Üniversitesi'ne girdi. 1982'de Sovyet askerleriyle mücadele saflarına katılan Karzai, Ulusal Afgan Kurtuluş Cephesi'nin harekat sorumlusu oldu. 1992'ye kadar Peşaver'de sürgün hayatı yaşayan Karzai, Necibullah yönetiminin devrilmesinden sonra Kabil'e döndü ve dışişleri bakan yardımcısı oldu.

Karzai, Taliban 1996’da iktidarı aldığında, çoğu Peştu aşiretinden gelme Taliban milisleriyle işbirliğine hazır gözüktü. Ancak babası Abdul Ehad Karzai’nin 1999’da öldürülmesinden sonra, bu cinayetten Taliban’ı sorumlu tutan Karzai’nin Taliban’a yaklaşımı değişti. Krala yakınlığıyla bilinen Karzai, Bonn’da belirlenen geçici Afganistan yönetiminin başbakanı oldu.

Adnan Kahveci Kimdir?

Zekası ve ürettiği yeni fikirlerle Türk siyasi tarihinde önemli bir yeri bulunan Adnan Kahveci, 1949 yılında Trabzon'un Sürmene ilçesinde dünyaya geldi. Hayatı hep birincilikle geçen Kahveci, Milliyet Gazetesi'nin açtığı ilkokullar arası bilgi yarışmasının ilk birincisidir. 1966 yılında Kabataş Lisesi'ni dönem birincisi olarak bitiren Kahveci, aynı yıl üniversite sınavlarında da Türkiye birincisi oldu. İstanbul Üniversitesi burs sınavında yine en yüksek puanı alarak birinci olan Kahveci, daha sonra ABD'de Indiana'da Purdue Üniversitesi'ne girdi. Buradan elektrik mühendisi olarak mezun olan Kahveci, mezuniyetinin ardından Missouri Üniversitesi'nde doktora yaptı. Ardından da aynı üniversitede asistan profesör olarak çalıştı.

Kahveci, Türkiye'ye döndükten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı. Ardından da İçişleri Bakanlığı teknik danışmanlığında bulundu. 12 Eylül döneminde Başbakanlık Danışmanlığına atandı ve o sıralarda Turgut Özal'la tanıştı. 1983 yılında ANAP'ın kurucuları arasında yer alan Kahveci, askeri yönetim tarafından veto edildiği için milletvekili olamadı. Daha sonra 1987 yılında İstanbul'dan milletvekili seçildi ve Devlet Bakanı oldu. Bir süre sonra da Maliye Bakanlığı görevine getirildi.

5 Şubat 1993 tarihinde eşi ve iki çocuğu ile birlikte Bolu-Gerede yakınlarında trafik kazası geçirdi. Adnan Kahveci ve eşi olay anında hayatlarını kaybederken, 17 yaşındaki çocukları Aslıhan Kahveci yaralı olarak kurtuldu ancak, bitkisel hayata girdi ve 10 gün sonra vefat etti. Kamuoyunda dürüstlüğü ile tanınan ve çok sevilen Adnan Kahveci'nin yeni yapılan otobanda ters yola girerek kaza yapması, çeşitli şüphelerin ortaya atılmasına sebep oldu.

Gianfranco Fini Kimdir?

1952 yılında dünyaya geldi. Gençlik yılarında gazetecilik yapan Gianfranco Fini, 1987 yılında o dönemde "Sosyal Hareket Partisi" olarak anılan İtalyan faşistlerin lideri oldu. Daha sonra partinin adını "Ulusal Birlik" olarak değiştirdi ve "merkez sağa" kayan partisinin görüşünü "sivil topluma açık, batı demokrasileri değirleriyle uyumlu, ideolojik ve nostaljik olmayan bir parti" olarak tanımladı. Geçmişle hesaplaşmayı başaran Fini, seçimlerde özellikle eski Hristiyan demokratların, muhafazakarların ve sol yönetim zamanında hayal kırıklığına uğrayan işçi sınıfınında oylarını almayı başardı ve Berlusconi hükümetinde ikinci adam oldu.

Gazneli Mahmut Kimdir?

Gazneli Mahmut (D. 2 Ekim 971 - Ö. 30 Nisan 1030) Tam ismi: Yemin el-Devlet Abdülkasım Mahmut ibn Sebük Tigin), 997-1030 yılları arasında Gazne Devleti’nin hükümdarıydı. ‘Gazneliler Devleti’nin kurucusu Sebük Tekin’dir. Gazne’nin gurur simgesi olarak bilinir. Ayrıca yüzyıllarca sevilmiş örnek bir devlet adamıdır.

Gazneli Mahmut, gerek iyi idâresi, gerekse hak severliği ve adâletiyle yüzyıllarca sevilmiş örnek devlet adamlarından biridir.Ayrıca ülkeninde bir nevi gurur simge olarak da bilinir.

Samanîler, Karahanlılar, Selçuklularla mücadele etmişlerdir. En parlak dönemlerini Sultan Mahmut zamanında yaşadılar. Sultan unvanını ilk kullanan hükümdar olan Gazneli Mahmut, Hindistan’a 17 sefer yapmış, Hindistan’ın kuzey bölümlerine İslamiyet’in yayılmasını sağlamıştır.

Gazneli Mahmut, İslamiyet’in koruyuculuğunu yapan ilk Türk hükümdarı olmuştur. Bu yüzden Abbasi halifesi kendisine Sultan ünvanını vermiştir.

Gazneliler Devleti’nin en büyük hükümdarı ve Hindistan Fatihi Gazneli Sultan Mahmut, İyi bir öğrenim gördü. Büyük bilginlerin elinde yetişti. Mert ve cesur bir insandı.

Gazneli Mahmut’un babası Sebüktekin, Samanoğulları Devleti’nin Horasan valisi idi. Sebüktekin cesur ve güçlü bir insandı. Samanoğulları’na karşı bağımsızlığını ilan etti.

Gazneliler Devleti’nin kurucusu Sebük Tegin’in oğlu olan Gazneli Mahmut, genç yaştan itibaren devlet idaresinde görev aldı. Babası sağ iken Horasan valiliği görevini yürüttü.

Babası öldüğü zaman yerine küçük kardeşi İsmail geçmişti. Gazneli Mahmut, küçük kardeşini ortadan kaldırarak hükümdar oldu.

998 tarihinde Gazne tahtına oturan Mahmut, Buhara, Horasan, Herat, Belh, Bust ve Kabil’i Samanîlerden aldı. Daha sonra, bugünkü Afganistan ve Belucistan ile Harezm’e kadar tüm Maveraünnehr’i ele geçirdi. Ardından Rey, İsfahan, Save, Kazvin, Zencan ve Ebher’i alarak, İran topraklarının büyük bölümüne hakim oldu.

Eylül 1000’de ilk Hindistan seferine çıkan Sultan Mahmut, 1027’ye kadar Hindistan’a on yedi büyük sefer yaptı. Bu seferler sırasında Hindistan’da birçok cami yaptıran ve İslâm Dinini öğretmek üzere alimler yerleştiren Gazneli Sultan Mahmut, İslam Dininin Hindistan’da yayılıp kabul görmesini sağladı.

Cihangirliği yanında, alim bir kişiliği de olan Sultan Mahmut, sarayında alim ve şairlere çeşitli konularda sohbet ve tartışmalar yaptırırdı. Gazneli Sultan Mahmut’un sarayı bir bilim akademisi haline geldi. Kendisi bilime ve sanata karşı büyük bir sevgi besliyordu. Zamanında Fars kültürü yüksek bir düzeye ulaştı. Bîrûnî ve Firdevsî gibi birçok meşhur İran bilgini Sultan Mahmut’un sarayında himaye gördüler.

Firdevsî’nin meşhur Şehname’si de dahil olmak üzere, devrinin pek çok kitabı Gazneli Sultan Mahmut’a takdim edildi.

Gazneli Sultan Mahmut’un sarayında Türk dili konuşuluyordu. O, Türk dilin yayılmasını ve gelişmesini sağlamış olsaydı, Türk kültür tarihi ölmez eserler kazanacaktı. Ancak o, çevrenin ve dönemin etkisiyle Fars kültürüne önem vererek Farsça’nın çok kudretli eserler kazanmasına hizmet etti.

Türk İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük hükümdarlardan biri olan Gazneli Sultan Mahmut, İslam dünyasında yayılma istidadı gösteren sapık Batınî-Rafızî akımlarına karşı da mücadele etti. İmar faaliyetlerine büyük önem veren Sultan Mahmut, Gazne’nin yanı sıra Belh ve Nişabur gibi önemli şehirleri de mamur hale getirdi.

33 yıl hükümdarlık yapan Sultan Mahmut, 1030’da Gazne’de vefat ederek, burada defnedildi.

Gazneli Devleti’nin en büyük hükümdarı ve de Hindistan Fatihi Gazneli Mahmut, 2 Kasım 971′de doğdu. Gazneli Devletinin kurucusu Sebük Tegin’in oğlu olan Mahmut, genç yaştan itibaren devlet idaresinde görev aldı.

997′de Gazne tahtına geçen Mahmud, Buhara, Horasan, Herat, Belh, Büst ve Kabil’i Samanilerden aldı. Daha sonra, bugünkü Afganistan ve Belucistan ile Harezm’e kadar tüm Maveraünnehir’i ele geçirdi. Ardından Rey, İsfehan, Save, Kazvin, Zencan ve Ebher’i alarak, İran topraklarının büyük bölümüne hakim oldu. Eylül 1000′de ilk Hindistan seferine çıkan Sultan Mahmut, 1027′ye kadar Hindistan’a 17 büyük sefer yaptı. Bu seferler sırasında Hindistan’da birçok cami yaptıran ve İslamiyeti öğretmek üzere alimler yerleştiren Mahmut, İslam Dininin Hindistan’da yayılıp, kabul görmesini sağladı.

ASKERLERİNİ AY BIÇİMİ YERLEŞTİRMİŞTİ

Gazneli Gazi Sultan Mahmut 13′üncü seferini de yaptı. Mahmut’un 20.000′i bulmayan küçük ordusu ile bin fil ve 150.000 kişilik Hind ordusu karşılaştılar. Gazneli Mahmut, askerini ay biçimi yerleştirmişti. Gücünü yanlara verip, ortayı zayıf bıraktı. Hind ordusu merkeze, Gazneli Mahmut’un bulunduğu Bayraklı Tepe’ye saldırınca, Mahmut kuvvetlerini düzenli biçimde geri çekti. Sağ ve sol kanatları ile de Hind ordusunu kuşattı. Türklerin çok kullandıkları bu tabiye burada da başarıya ulaştı. Hindliler başlarına geleni fark ettikleri zaman iş işten geçmişti.

SANATKARLARI KORUMUŞ, ONLARI TEŞVİK ETMİŞTİ

Gazneli Sultan Mahmut, iyi bir kumandan, iyi bir yönetici, iyi bir sultan idi... Hindistan’da islâm dinini yayan Gazneli Mahmut’tur. Şairdi. Bir divânı vardır. Hükümdarlığı boyunca şairleri, sanatkârları arkalamış, onların sanat eserleri vermelerini teşvik etmiştir. Dünyaca ünlü Firdevsi’nin ” Şahname” si, Gazneli Sultan Mahmut’a yazılmıştır. Gazne devletinin resmî dili, Türkçe ve Farisi idi. Şiirlerini Farisi dilinde yazdığı için Farisi dili ile yazan şairleri himaye etmiş, sarayında yaşatmış ve Fars dilinin gelişmesine büyük hizmetleri geçmiştir. Eğer bu gayreti Türkçe için göstermiş olsaydı Türk dili çok gelişecek ve daha o tarihlerde büyük bir dil haline gelecekti. Seciyesi, ahlâkı, savaşları, ölümsüz “Şeh-name”ye giren Gazneli Sultan Gazi Mahmut, Türk devlet adamlarının en büyüklerinden biridir.

1030′da öldüğü zaman geride 5 milyon kilometre karelik büyük bir imparatorluk bırakmıştı.

Abdullah Tercüman Kimdir?

Abdullah Tercüman, Büyük âlim ve evliyâ. Onbeşinci asırda yaşamıştır. Kabri Tunus’tadır. Akdeniz’de bulunan Balear adalarının büyüğü olan Mayorka Adasında hıristiyan bir âilenin tek çocuğuydu.

Tahsil yaşı gelince Nebuniye şehrinin en meşhur papazı olan Nikola Nertil’in yanında yetişti. İncil’i ezberledi. Hocası olan papazın yol göstermesi ile Tunus’a gitti ve orada müslüman oldu. Arapça’yı öğrenip İslâm ilimlerinde yetişti. Hıristiyanlığın iç yüzünü ve nasıl bozulduğunu anlattığı Tuhfet-ül-Erîb adlı eserini yazdı. 1420 yılında tamamlanıp 1873 yılında Londra’da ilk baskısı yapılan bu kitap 1981 yılında da İstanbul’da İhlâs Vakfı tarafından bastırıldı. Eser Hacı Zihni Efendi tarafından Türkçeye tercüme edildi ve Osmanlıca baskıları yapıldı. El yazması Berlin Kütüphanesindedir.

Ahmed Bin Mûsâ El-Acîl Kimdir?

Evliyânın büyüklerinden. İsmi Ahmed bin Mûsâ bin Ali bin Ömer bin Acîl, künyesi Ebü'l-Abbâs'tır. İbn-i Acîl diye de bilinir. Yemen'de doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. 1291 (H.690) senesi Rebîulevvel ayının yirmi beşinci günü Yemen'de Beyt-i fakih denilen yerde vefât etti. Cenâzesi yıkanırken çok parlak bir nûr görüldü. Kabri ziyâret mahallidir.

Ahmed bin Acîl küçüklüğünde çocukların oyunlarına hiç karışmazdı. Kendisinde büyüklük alâmetleri görüldü. Önce amcası Fakîh İbrâhim'den, sonra başka âlimlerden ilim ve edeb öğrendi. İlim öğrenmeye başlayınca sabahleyin erkenden evden çıkar, gittiği yerlerde ilim ve ibâdetle meşgûl olur ve eve yatsı namazından sonra dönerdi. Günlerinin ekserisini oruçlu geçirirdi. Bâzı günler eve geldiğinde ev halkı onun farkına varmaz ancak gece yatsıdan sonra görürlerdi.

Ahmed bin Mûsâ fıkıh, hadîs, nahiv, gramer ferâiz (mîrâs bilgileri) ilimleri yanında tasavvuf kalb bilgilerinde de yükselip evliyânın büyükleri arasına girdi. Zamânının büyükleri onu peygamberler içinde Yahyâ aleyhisselâma benzetmişlerdir.

Bir gün Ahmed bin Acîl hazretlerine Cebel beldesinden biri geldi bir topluluk içinde çeşitli ilimlere dâir meseleler sordu. Ahmed bin Acîl hazretleri suâllerin bir kısmını cevaplandırıp, bir kısmına cevap vermedi. Sükût etti. Soran kişi bunları bilmediğini sandı. Oradaki topluluk birer ikişer dağılıp kimse kalmayınca Ahmed bin Mûsâ hazretleri odasına çekildi. Hizmetçisine soru soran kişinin yanına getirilmesini emretti. Odaya girince; "Kardeşim bu sorularının cevabını herkes anlayamaz. Zihinler karışır. Fitne çıkar. Şimdi sana îzâh edeyim." buyurdu ve teker teker îzâh etti. Soru sâhibi gerçeği anlayıp kötü zannına tövbe edip af diledi.

Ahmed bin Acîl hazretleri insanlardan çok hürmet ve îtibâr gördü. Devlet adamları gelir ziyâret eder meselelerini sorup duâsını alırlardı. Lâkin o makam sâhiplerinin yanına gitmez mühim bir iş çıkınca mektup yazarak, yapacakları işleri bildirir, hayırlı ve doğru işlere teşvik ederdi.

Bir defâsında Sultan Muzaffer haber gönderip, Fakîh İsmâil Hadramî, Fakih Muhammed Hermel ve Ahmed bin Acîl hazretlerini sarayına dâvet etti. Maksadı onlardan birini kâdıların, hâkimlerin başkanı yapmaktı. Haber Fakih İsmâil ve İbn-ü Hermel'e ulaşınca bunlar acele hazırlanıp yola çıktılar. Giderken Ahmed bin Acîl hazretlerine de uğradılar. Onu da berâberlerinde ***ürmek istediler. Ahmed bin Acîl hazretleri; "Sultana mı gidiyorsunuz?" deyince, "Evet." dediler. Ahmed bin Acîl hazretleri; "Benim kanâatim, haberi işitince böyle yapmayıp yerinizde kalmanız, hizmetlerinize devâm etmenizdi. Mâdemki yola çıkmışsınız gittiğinizde Sultâna benden bahsetmeyiniz. Şâyet konu açılıp mecbur kalırsanız; o kendi hâlinde yaşayan biridir. Eğer zorlarsanız bu diyârdan Habeşistan'a gider, deyiniz." buyurdu. Onlar varınca öyle yaptılar. Sultan da onun hâlini anlayıp daha çok takdîr etti.

Ahmed bin Acîl hazretleri her sene hacca giderdi. Hac yolculuğunda, hiç bir eşkıyâ ve düşman, kendisinin bulunduğu kâfileye hücûm edip zarar vermezdi. Eğer zarar vermek istese, cezâlarını çok çabuk görürlerdi.

Ahmed bin Acîl hazretleri yine bir kâfile ile hacca gitti ve âdeti üzere Mekke-i mükerremeden, Resûlullah efendimizi ziyâret için, Medîne-i münevvere yoluna koyuldu. Medîne'ye yaklaştıklarında bir eşkıyâ grubu ile karşılaştı. Kâfilede herkes korktu ve telâşa düştü. Ahmed bin Acîl hazretleri sessiz olarak bir yerde edeble durdu. Kâfiledeki Ali bin Yağnem adındaki zât, Ahmed bin Acîl hazretlerinin yanına gelerek, böyle sakin beklemesinin sebebini sordu. O da; "Ey Ali! Allahü teâlâya ve O'nun Resûlüne karşı edeb lâzımdır." deyip Medîne cihetini gösterdi. Daha sonra da kâfilenin ilerlemeyip konaklamasını istedi. Herkes bineklerinden indi. Orada bir gün bir gece beklediler. Haydutlar bu beklemeyi fırsat bilip, yağma etmek için kâfileye daha çok yaklaştılar. İkinci gün güneş doğunca, Medîne tarafından hızla askerî bir kuvvet geldi ve eşkıyâyı kıskıvrak yakaladı. Kâfiledekiler, bu yardıma çok sevindiler ve bizim bu durumumuzdan nasıl haberdâr oldunuz diye sordular. Onlar da; "Dün Medîne'de, öğle vakti bir ses duyduk. Şöyle diyordu: Eşkıyâ, Ahmed bin Acîl'in bulunduğu kâfileye hücûm edecek, hazırlanın, hazırlanın! Medîne vâlisinin emri ile hareket ettik." dediler. Kâfilede bulunanlar, bu vaktin, Ahmed el-Yemenî'nin; "Edeb lâzım." dediği vakit olduğunu anladılar.

İmâm-ı Yâfiî anlatır:

Yemenli birisinin elinde bir ur çıkmıştı. Birçok beldeleri ve birçok kimseleri dolaştı. Şifâ bulması için dolaştığı yerlerde gerekli ilaçları kullandıktan sonra, o yerin büyüklerinden duâ istedi. Fakat rahatsızlığı geçmedi. En sonunda Ahmed el-Yemenî hazretlerine gelerek, elindeki bu rahatsızlığın geçmesi için duâ istedi. O da; "La havle velâ kuvvete illâ billâh, getir bakalım elini." dedi ve eliyle mesh edip bir bezle sardı. Sargıyı memleketine dönünceye kadar açmamasını tenbih etti. Yemenli oradan ayrıldı ve arkadaşlarıyla birlikte yola koyuldular. Yol üzerinde bir köye uğrayıp alış-veriş yaptılar. Elinde ur olan Yemenli, sarılı olan sağ elinin sargısını unutarak açtı ve yemek yedi. Bir de baktı ki, elindeki yaradan hiçbir eser kalmamıştı ve diğeri gibi sapasağlamdı.

Ahmed bin Acîl hazretleri bir gün saralı bir hastanın yanına geldi. Ona Yûnus sûresi elli dokuzuncu âyet-i kerîmesini okudu. Hastaya musallat olan cin büyük bir çığlık koparıp ondan ayrıldı. Ahmed el-Yemenî hayatta olduğu müddetçe o cin bir daha geri gelmedi. Ne zaman ki Ahmed el-Yemenî vefât etti, cin tekrar ona musallat oldu. Ahmed el-Yemenî'nin talebeleri o hastanın yanına gidip, aynı şekilde hocalarının okuduğu âyet-i kerîmeyi okudular. O zaman cin güldü ve; âyet bu âyettir. Lâkin okuyan, önce okuyan kişi değil deyip, ondan ayrılmadı.

Ahmed bin Acîl hazretleri, bir gece herkes uykuda iken, abdest almak için elinde bir kova ile dışarı çıktı. Kovayı kuyuya sarkıtıp su çekmek istedi. Kuyunun durumu îtibâriyle zorlandı. O esnâda birisi geldi ve kolaylıkla kovayı çekti, sonra ona; "Size yardım için gönderildim." diyerek kayboldu.

Ahmed bin Acîl hazretlerinin kerâmetleri pekçoktur. Kâbe'yi ziyârete gittiğinde, her tarafı nûr kaplar, Kâbe'nin nûru ziyadeleşirdi. İnsanlar etrafına toplanıp kalabalık ederlerdi.

Hac için Irak'tan biri Mekke-i mükerremeye gelmişti. Bu zât Şeyh Ahmed Rıfâî hazretlerinin türbesi yakınında otururdu. Mekke'de Ahmed Acîl hazretlerini gördü. İnsanlar etrafına toplanmışlardı. Çok şaşırdı. Büyük bir izdiham vardı. Memleketine döndüğünde Ahmed Rıfâî hazretlerinin makâmına hizmet eden birisi ondan gördüğü şeylerden sordu. O da Ahmed Acîl hazretlerini söyleyince Sâhib-i Makam olan zât; "O zamânın kutbudur." diye onun üstünlüğünü haber verdi.

Ahmed bin Acîl hazretleri ömrü boyunca dünyâ malına hiç rağbet etmedi. İbâdetle meşgûl olur, bunun yanında ilim öğretip talebe yetiştirmekten geri durmazdı. Vefâtına kadar bu hâl üzere yaşadı. Vefâtından az önce öğle namazını ayakta kıldı. Sevdiklerinden bâzılarına âhirette şefâat edeceğine dâir bir şeyler yazmak için kâğıt-kalem istedi. İstedikleri getirildiğinde besmeleyi yazdı. Sonra kelime-i şehâdet getirip son nefesi Allah, Allah demek oldu. Ahmed bin Acîl hazretleri gasl edileceği sırada her tarafı kaplayan bir nûr görüldü.

Ahmed bin Acîl hazretlerinin yedi oğlu vardı. Bunlar Muhammed, İbrâhim, Mûsâ, Ebû Bekr, İsmâil, Îsâ ve Yahyâ olup hepsi sâlih kimselerdi. Hepsi Allahü teâlâya ibâdetle meşgûl olup, insanlara faydalı olmaya çalıştılar.

EVET ÖYLEDİR

Büyük âlim Cemâleddîn el-Esnevî anlatır:

Hicrî 1280 senesi Şâbân ayının yirmi biriydi. Gece rüyâmda boşlukta bir topluluk gördüm. Yerden insanlar ona doğru koşuyorlardı. Ben bunların kim olduğunu sordum. "Resûlullah efendimizin topluluğu." dediler. Hemen oraya koştum. Resûlullah efendimizi gördüm. Bir yere oturmuşlar, sağında ve solunda iki zât vardı. Mübârek ayak ucunda da birisi, dizleri üzerine oturmuş ve elindeki bir kitaptan Resûlullah efendimize okuyordu. Ben, Resûlullah'ın mübârek elini öptüm. Resûl-i ekrem bana hafifçe duâ ettiler. Geri çekildim ve oraya gelenlerle birlikte durdum. Orada bulunanlardan birisine, Resûlullah'ın yanında oturanların kim olduğunu sordum. O da; "Resûlullah'ın sağında oturan hazret-i Ebû Bekr, solunda oturan hazret-i Ömer, önünde diz çöküp oturmuş olan zât da Ahmed bin Mûsâ el-Acîl'dir." dedi. Ben hayretle; "Yüksek dereceye çıkmış." dedim. O kişi; "Evet, öyledir." dediği an uyandım.

1) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.1, s.312
2) Mu'cem-ül-Müellifîn; c.2, s.189
3) Brockelman; Sup.1, s.461
4) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.8, s.78
5) Tabakât-ül-Havâs; s.13,17

Ahi Evren Kimdir?

Ahi Evren, Anadolu’da Ahilik adlı esnaf teşkilatının kurucusu olan alim ve veli. İsmi, Mahmud bin Ahmed el-Hoyi, künyesi Ebü’l-Hakayık, lakabı Nasirüddin’dir. 1171 (H. 567) senesinde İran’ın batı Azerbaycan taraflarında bulunan Hoy kasabasında doğdu. 1262 (H. 660)de Kırşehir’de şehid edildi.


Zamanın en büyük alimlerinden olan Fahreddin-i Razi’nin derslerine devam ederek akli (fen) ve nakli (din) ilimleri öğrendi. Ahmed Yesevi hazretlerinin talebelerinin sohbetlerine devam ederek tasavvuf yolunda yüksek derecelere kavuştu. Şihabüddin-i Sühreverdi hazretlerinin sohbetlerinde bulundu. Bir hac yolculuğu esnasında evliyadan Evhadüddin Hamid Kirmani ile tanışıp, onun talebeleri arasına katıldı ve vefatına kadar yanından ayrılmadı. Böylece tefsir, hadis, fıkıh, kelam ve tıp ilimlerinde derin alim, tasavvuf yolunda yüksek makam sahibi bir veli oldu.

Sadreddin-i Konevi hazretlerinin babası Mecdüddin İshak’ın daveti üzerine, insanlara dinlerini öğretmek, kardeşlik ve beraberliği aşılamak için Muhyiddin ibni Arabi ve hocası Evhadüddin’le birlikte Anadolu’ya gelen Ahi Evren, hocasının kızı Fatıma Bacı ile evlendi. Hocası ve kayınpederi Evhadüddin’le birlikte çeşitli Anadolu şehirlerini dolaştı. Vaazlarında özellikle esnafa İslamiyet’i anlatarak dünya ve ahiret işlerini düzenli hale getirmeleri için nasihatlerde bulundu. Yaklaşan Moğol tehlikesine karşı Müslümanların kuvvetlendirilip teşkilatlandırılması için çalıştı. Hocasının vefatından sonra yerine geçti ve vekili oldu. Kayseri’ye yerleşti. Debbağlık yaparak (deri dabağlayarak) geçimini temin ettiği gibi Müslümanlara Allahü tealanın emir ve yasaklarını da anlattı. Bilhassa sanat sahibi kimseler arasında çok sevildi. Bugünkü manada esnaf teşkilatı diyebileceğimiz Ahilik (kardeşlik) müessesesini kurarak bir çok şehir ve kasabada teşkilatlanmasını sağladı. Hanımı Fatıma Bacı da kadınlar arasında bu faaliyetleri yapmış ve “Baciyan-ı Rum” adıyla meşhur olmuştur. Ahilik mensuplarının toplanıp sohbet edebilecekleri, birbirlerinin ilimlerinden faydalanacakları, gelen misafirleri ağırlayabilecekleri dergahlar kuruldu.

Ahi Evren’in yetiştirdiği talebeler gittikleri yerlerde zaviyeler inşa ederek, bilhassa esnafı bir çatı altında toplayıp teşkilatlandırdılar ve dışarıdan gelen misafirleri ağırladılar. Moğol tehlikesine karşı halkı uyandırmaya çalışarak, istilacıların önünden kaçıp gelen kimsesizleri barındırmak için ellerinden gelen gayreti gösterdiler. Moğollarla mücadelede devlet güçlerinin yetersiz kaldığı yerlerde esnaftan milis kuvvetleri teşkil edip “Vatan sevgisi imandandır.” hadis-i şerifinde bildirildiği gibi vatanlarını, din ve namuslarını müdafaa için çalıştılar.

Anadolu Selçuklu Devletine karşı meydana gelen bir hadise bahanesiyle onun nüfuzundan rahatsız olan bazı kimselerin şikayeti üzerine Ahi Evren tutuklanıp hapsedildi. Beş sene hapiste kaldı. Bu sırada Moğollar Kayseri’yi muhasara ettiler. Ahi Evren’in teşkilatlandırdığı Ahiler, şehri kahramanca müdafaa etti. Ancak sürüler halinde gelen Moğollar bu müdafaayı kırıp bir çoklarını şehit, bir kısmını da esir edip şehre girdiler. Ahi Evren’in hanımı Fatıma Bacı da esirler arasındaydı. Ahi Evren beş yıllık tutukluluk süresini bitirdikten sonra Denizli’ye gitti. Bir müddet sonra Sadreddin-i Konevi hazretlerinin isteği üzerine Konya’ya gelip Müslümanlara İslamiyeti anlatmakla meşgul oldu. Şems-i Tebrizi’nin şehid edilmesinden sonra Kırşehir’e (Gülşehir’e) yerleşti. Vaazlarındaki sadelik, herkesin anlayabileceği şekilde meseleleri izah ederek yazdığı kitaplar, kendisinde görülen kerametler, ahlakının güzelliği, dünya malına ehemmiyet vermeyip, yalnız Allahü tealanın rızası için çalışması, insanların sevgisini kazanmasına vesile oldu. Çevresine pekçok kimse toplandı. Herkesin korkarak kaçıştığı Evran ismindeki büyükçe bir yılanın kendisine itaat etmesi, herkesin gözü önünde bu kerameti göstermesi sebebiyle “Ahi Evran (yılanın kardeşi)” ve İslamiyete yaptığı hizmetlerinden dolayı “Nasirüddin” lakabı verildi. Moğollar, Ahi Evren’in nüfuzundan ve sevenlerinin çokluğundan korkuyor, ne pahasına olursa olsun öldürülmesini istiyorlar, bunun için Kırşehir emirine baskı yapıyorlardı. Nihayet Ahi Evren 1262 (H. 660) yılında Kırşehir’de şehit edildi. Şehit olduğu tarih hususunda farklı rivayetler vardır.

Talebeleri onun yolunu devam ettirdiler. İslam dininin yayılmasını tek gaye edinmiş olan Ahiler, Söğüt civarında, Bizans hududunda gelişmeye başlayan Osmanlı beyliği emrine koşuştular. Uçlara yerleşip tekkeler ve zaviyeler kurdular. İnsanlara Allahü tealanın dinini anlatıp, örnek ahlaklarıyla gayri müslimlerin Müslüman olmalarına vesile oldular. Osman Gazinin kayınpederi olan Şeyh Edebali bir Ahi şeyhiydi. Ahi Evren’in yolunda olan Ahiler, Allahü tealanın rızası ve O’nun dinini yaymak aşkıyla çalışan Alperenleri ve gazileri yetiştirdiler.

Eserleri:
Allahü tealanın kullarına hizmet ve onlara din bilgilerini öğretmek için gayret eden Ahi Evren, yazdığı kıymetli eserlerle, insanlara nasihatlerinin devamlı olmasına gayret etti.

Bu eserlerinden bazıları şunlardır:
1) Metali-ul-İman,
2) Tebsırat-ül Mübtedi ve Tezkiret-ül Müntehi,
3) Et-Teveccüh-ül-Etemm,
4) Menahic-i Seyfi,
5) Medh-i Fakr ve Zemm-i Dünya,
6) Ağazi Encam,
7) Mükatebat,
8) Yezdan-Şinaht,
9) Tercüme-i Elvah-ı Imadi,
10) Mürşid-ül-Kifaye.