Ziya Paşa, 1825 yılında İstanbul'da doğdu. Asıl ismi Abdülhamid Ziyaeddin'dir. Galata Gümrüğü'nde katiplik yapan Erzurum'un İspir ilçesinden Ferideddin Efendi'nin oğludur. Bayezit Rüşdiyesi'ni bitirdi. Özel derslerle Arapça ve Farsça öğrendi. Bir süre Sadaret Mektub-i Kalemi'nde çalıştı. 1855 yılında Mustafa Raşid Paşa aracılığıyla sarayda Mabeyn Katipliği'ne atandı. Bu sırada Fransızca öğrendi. Ali Paşa sadrazam olunca saraydan uzaklaştırıldı.
1861 yılında Kıbrıs, 1863 yılında Amasya Mutasarrıfı ve Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye üyesi oldu. 1865 yılında Yeni Osmanlılar Cemiyeti'ne katıldı. Yeniden Kıbrıs'a atanınca 1867 yılında Namık Kemal ile birlikte Londra'ya kaçtı. Birlikte Yeni Osmanlılar'ın yayın organı olan Hürriyet Gazetesi'ni yayınladılar, ardından 1871 yılında İstanbul'a döndü.
1872-1876 yılları arasında Şurây-ı Devlet üyeliği ve maarif müsteşarlığı yaptı. Anayasayı hazırlayan Kânun-i Esâsî adlı kurumda görevlendirildi. Birinci Meşrutiyet'in ilanından sonra 1877 yılında vezir rütbesiyle önce Suriye Valiliği'ne ardından Adana Valiliği'ne atandı.
Ziya Paşa, Namık Kemal ve Şinasi'yle birlikte, Tanzimat'la başlayan "Batılılaşma" hareketinin etkisinde gelişen Batılılaşma Dönemi Türk edebiyatının ilk aşamasını oluşturan üç yazardan biridir. Padişaha ve Reşid Paşa'ya kasideler yazdı. 1859 yılında yazdığı "Tercî-i Bend" şiiriyle tanındı.
Eserlerinde 2. Abdülhamit yönetimine karşı özgürlükleri ve meşrutiyeti savundu. Batılılaşma yanlısı, yenilikçi Tanzimat Edebiyatı'nın öncüleri arasında yer aldı. Namık Kemal ve Şinasi ile birlikte yeni Türk edebiyatının temellerini attı. Türk edebiyatının kendi geleneğine sahip çıkmasını istedi, şiir ve yazı dilinin halkın dili olması gerektiğini savundu. Şiirlerinde divan şiir biçimlerini kullandı ama içerikte hak, adalet, uygarlık, hürriyet gibi temaları işledi. 1874-1875 yıllarında Arap, Fars ve Türk şairlerin şiirlerini "Harabat" adlı 3 ciltlik ansiklopedide topladı.
Ziya Paşa, 17 Mayıs 1880 tarihinde Adana'da yaşamını yitirdi.
Liderler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Liderler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Temmuz 2013 Pazartesi
30 Haziran 2013 Pazar
Angela Dorothea Merkel
Angela Dorothea Merkel, 17 Haziran 1954’te Hamburg’da doğdu. BabasıHorst Kasner Berlinli Luteryen bir papaz, annesi Herlind ise öğretmendi. Komünist Doğu Almanya’da, Berlin’e 80 kilometre uzaklıktaki Templinkasabasında büyüyen Merkel, öğrenciyken Free German Youth (FDJ) adlı komünist topluluğun üyesiydi. Matematik, fen ve dil derslerinde büyük kabiliyet gösteren Merkel, Templin’deki öğreniminin ardından 1973-1978yılları arasında Leipzig Üniversitesi’nde fizik eğitimi aldı. 1978’den 1990yılına kadar Central Institute for Physical Chemistry of the Academy of Sciences’ta devam ettiği öğreniminden fizik doktoru olarak mezun oldu ve kimya alanında çalışmaya başladı.
1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından büyüyen demokrasi hareketiyle Demokratischer Aufbruch Partisi’ne girerek, politikaya atıldı.1990’da, Doğu Alman Cumhuriyeti’nin son hükümeti olan Lothar De Maiziergeçiş hükümetinde sözcülük yapan Angela Merkel, aynı yıl, Almanya’nın birleşmesinden iki ay önce Hristiyan Demokrat Parti’ye (CDU – Christian Democratic Union) girerek, ilk genel Almanya seçimlerinde Federal Alman Meclisi’ne CDU’dan seçildi ve üç ay içinde, Kadın ve Gençlik Bakanı olarak zamanın başbakanı Helmut Kohl’ün kabinesine girdi. Angela Merkel çok hızlı bir politik kariyer yaparak, 1991 ve 1998 yılları arasında hem parti başkan yardımcılığını, hem de Helmut Kohl kabinelerinde iki kez bakanlık görevini üstlendi ve 1998’de partisinin genel sekreterliğine seçildi.
2000 yılında, partisini sarsan yolsuzluk skandalları sırasında önce Kohl ve diğer parti yöneticilerinin yanında yer alan ve hatta Kohl’ün Suudi Arabistan’a tank satışı karşılığında rüşvet aldığı iddialarını “tamamen saçmalık” diye niteleyerek reddeden Angela Merkel, kriz tırmanıp, eski Başbakan Kohl’ün oynadığı rol açığa çıkmaya başlayınca, eski patronunu kınayan ilk CDU yöneticisi oldu. Bu çıkışıyla dikkat çekerek Nisan 2000’de parti lideri olan ve tamamen Amerika yanlısı bir Irak politikası güden Merkel, iki sene sonraki seçimlere yeterince popüler bir isim olarak görülmediğinden, CDU’nun başbakan adayı olarak katılamadı (Başbakan adayı CDU’nun kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birliği’nin lideri Edmund Stoiber olmuştu). Edmund Stoiber'in 2005 yılındaki seçim kampanyası sırasında Doğu Alman seçmenleri “aptal” diye nitelemesi Merkel’den büyük tepki aldı ve bu da ikilinin 2002 seçimlerinden bu yana aralarının bozuk olmasına sebep oldu.
Birlik Partilerinin Stoiber’in adaylığında 2002 seçimlerini kaybetmesiyle, 2005 erken seçimlerinde Merkel başbakan adayı oldu. Başbakan adaylığı ilk gündeme geldiğinde buna şüpheyle bakan geniş bir kesim vardı; çünkü Angela Merkel, Doğu AlmanyalıProtestan bir kadındı ve CDU genelde Katolik Batı Alman erkekleri tarafından yönetilmiş bir partiydi. Aday olmasının ardından Merkel, büyük bir imaj değişikliği yaparak, saç modelini değiştirdi, daha renkli giyinmeye başladı ve seçim kampanyaları boyunca sık sık efsane rock grubu The Rolling Stones’un Angie adlı parçası çalındı.
18 Eylül 2005 tarihindeki Alman ulusal seçimlerinde Merkel ve Schröder baş başa yarıştılar ve Merkel oyların yüzde 35.2’sini alırken Schröder yüzde 34.2’sini topladı. Daha sonra Sosyal Demokrat Parti yetkilileri ve Hristiyan Demokrat Parti üyeleri arasında lider Angela Merkel’in başbakanlığı konusunda anlaşma sağlandı ve anlaşma uyarınca Angela Merkel’e başbakanlık koltuğunun bırakılması karşılığında Sosyal Demokratlar, yeni kabinede 8 bakanlığı aldılar. Angela Merkel, parlamentonun onayını aldıktan sonra,22 Kasım 2005’te 51 yaşında Almanya tarihinin en genç, ilk Doğu Almanyalı ve aynı zamanda ilk kadın başbakanı oldu.
Dış basında zaman zaman İngiltere eski başbakanlarından Margaret Thatcher’la karşılaştırılan (Maggie-Angie benzetmesi yapılır) Angela Merkel, kürtaj ya da eşcinsel hakları gibi toplumsal konularda daha merkezci görüşlere sahip ve sık sık Doğu Almanya’da büyümüş bir insan olarak özgürlüklerin önemini en iyi kendisinin bildiğini söylüyor.
Alman ekonomisini iyileştirmek, büyüyen işsizlik oranını düşürmek, dış politikada ABD ile soğuyan ilişkileri düzeltmek ve bugüne dek Avrupa Birliği’nde entegrasyonun temel motoru olarak görülen Fransa-Almanya ittifakına verilen önemi azaltmak isteyen Angela Merkel, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine ise ancak özel bir statüyle gerçekleşirse sıcak bakabileceğini belirtiyor.
1977 yılında evlendiği eşi fizikçi Ulrich Merkel’den 1982 yılında boşanmasının ardından, halen birlikte olduğu, kimya profesörüJoachim Sauer ile, 1998 yılında evlenen Angela Merkel’in hiç çocuğu yok.
1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından büyüyen demokrasi hareketiyle Demokratischer Aufbruch Partisi’ne girerek, politikaya atıldı.1990’da, Doğu Alman Cumhuriyeti’nin son hükümeti olan Lothar De Maiziergeçiş hükümetinde sözcülük yapan Angela Merkel, aynı yıl, Almanya’nın birleşmesinden iki ay önce Hristiyan Demokrat Parti’ye (CDU – Christian Democratic Union) girerek, ilk genel Almanya seçimlerinde Federal Alman Meclisi’ne CDU’dan seçildi ve üç ay içinde, Kadın ve Gençlik Bakanı olarak zamanın başbakanı Helmut Kohl’ün kabinesine girdi. Angela Merkel çok hızlı bir politik kariyer yaparak, 1991 ve 1998 yılları arasında hem parti başkan yardımcılığını, hem de Helmut Kohl kabinelerinde iki kez bakanlık görevini üstlendi ve 1998’de partisinin genel sekreterliğine seçildi.
2000 yılında, partisini sarsan yolsuzluk skandalları sırasında önce Kohl ve diğer parti yöneticilerinin yanında yer alan ve hatta Kohl’ün Suudi Arabistan’a tank satışı karşılığında rüşvet aldığı iddialarını “tamamen saçmalık” diye niteleyerek reddeden Angela Merkel, kriz tırmanıp, eski Başbakan Kohl’ün oynadığı rol açığa çıkmaya başlayınca, eski patronunu kınayan ilk CDU yöneticisi oldu. Bu çıkışıyla dikkat çekerek Nisan 2000’de parti lideri olan ve tamamen Amerika yanlısı bir Irak politikası güden Merkel, iki sene sonraki seçimlere yeterince popüler bir isim olarak görülmediğinden, CDU’nun başbakan adayı olarak katılamadı (Başbakan adayı CDU’nun kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birliği’nin lideri Edmund Stoiber olmuştu). Edmund Stoiber'in 2005 yılındaki seçim kampanyası sırasında Doğu Alman seçmenleri “aptal” diye nitelemesi Merkel’den büyük tepki aldı ve bu da ikilinin 2002 seçimlerinden bu yana aralarının bozuk olmasına sebep oldu.
Birlik Partilerinin Stoiber’in adaylığında 2002 seçimlerini kaybetmesiyle, 2005 erken seçimlerinde Merkel başbakan adayı oldu. Başbakan adaylığı ilk gündeme geldiğinde buna şüpheyle bakan geniş bir kesim vardı; çünkü Angela Merkel, Doğu AlmanyalıProtestan bir kadındı ve CDU genelde Katolik Batı Alman erkekleri tarafından yönetilmiş bir partiydi. Aday olmasının ardından Merkel, büyük bir imaj değişikliği yaparak, saç modelini değiştirdi, daha renkli giyinmeye başladı ve seçim kampanyaları boyunca sık sık efsane rock grubu The Rolling Stones’un Angie adlı parçası çalındı.
18 Eylül 2005 tarihindeki Alman ulusal seçimlerinde Merkel ve Schröder baş başa yarıştılar ve Merkel oyların yüzde 35.2’sini alırken Schröder yüzde 34.2’sini topladı. Daha sonra Sosyal Demokrat Parti yetkilileri ve Hristiyan Demokrat Parti üyeleri arasında lider Angela Merkel’in başbakanlığı konusunda anlaşma sağlandı ve anlaşma uyarınca Angela Merkel’e başbakanlık koltuğunun bırakılması karşılığında Sosyal Demokratlar, yeni kabinede 8 bakanlığı aldılar. Angela Merkel, parlamentonun onayını aldıktan sonra,22 Kasım 2005’te 51 yaşında Almanya tarihinin en genç, ilk Doğu Almanyalı ve aynı zamanda ilk kadın başbakanı oldu.
Dış basında zaman zaman İngiltere eski başbakanlarından Margaret Thatcher’la karşılaştırılan (Maggie-Angie benzetmesi yapılır) Angela Merkel, kürtaj ya da eşcinsel hakları gibi toplumsal konularda daha merkezci görüşlere sahip ve sık sık Doğu Almanya’da büyümüş bir insan olarak özgürlüklerin önemini en iyi kendisinin bildiğini söylüyor.
Alman ekonomisini iyileştirmek, büyüyen işsizlik oranını düşürmek, dış politikada ABD ile soğuyan ilişkileri düzeltmek ve bugüne dek Avrupa Birliği’nde entegrasyonun temel motoru olarak görülen Fransa-Almanya ittifakına verilen önemi azaltmak isteyen Angela Merkel, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine ise ancak özel bir statüyle gerçekleşirse sıcak bakabileceğini belirtiyor.
1977 yılında evlendiği eşi fizikçi Ulrich Merkel’den 1982 yılında boşanmasının ardından, halen birlikte olduğu, kimya profesörüJoachim Sauer ile, 1998 yılında evlenen Angela Merkel’in hiç çocuğu yok.
Mao Zedong Kimdir?
Mao Zedong, Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurucu ve önderlerinden. Çin'in Hunan eyaletinde doğdu. 1943'ten itibaren ÇKP Politbüro Başkanı, 1945'ten itibaren ÇKP Merkez Komitesi Başkanı.
Mao hakkındaki tartışmalar ölümünden yıllarca sonra bile hâlâ devam etmektedir. Taraftarlarına göre Mao, büyük bir devrimci önderdir ve görüşleri Marksizm'in gelişmiş yorumunu oluşturur. Çin'deki destekçileri, Mao'yu 20. yüzyıldaki büyük Çin devletini yaratan siyasi ve askeri lider
olarak görürler. Günümüz modern Çin'inin Sun Yat-sen'den sonraki mimarı olarak görülmektedir.
Mao; Sağcı Karşıtı Kampanya, Büyük İleri Atılım, Kültür Devrimi gibi isimler verdiği, kolektifleştirmeyi de kapsayan çeşitli sosyo ekonomik projeler geliştirdi. Bu projeler sayesinde güçlü, müreffeh ve eşitlikçi bir Çin yaratmayı hedefledi.
Günümüzde Çin'de hala resmen saygı görmekle birlikte, Çin hükümeti adını nadiren anmakta, Maoist siyasetten gitgide uzaklaşmaktadır. Ölümünden sonra Mao'nun Çin siyasetine etkisi azalmıştır.
Mao hakkındaki tartışmalar ölümünden yıllarca sonra bile hâlâ devam etmektedir. Taraftarlarına göre Mao, büyük bir devrimci önderdir ve görüşleri Marksizm'in gelişmiş yorumunu oluşturur. Çin'deki destekçileri, Mao'yu 20. yüzyıldaki büyük Çin devletini yaratan siyasi ve askeri lider
olarak görürler. Günümüz modern Çin'inin Sun Yat-sen'den sonraki mimarı olarak görülmektedir.
Mao; Sağcı Karşıtı Kampanya, Büyük İleri Atılım, Kültür Devrimi gibi isimler verdiği, kolektifleştirmeyi de kapsayan çeşitli sosyo ekonomik projeler geliştirdi. Bu projeler sayesinde güçlü, müreffeh ve eşitlikçi bir Çin yaratmayı hedefledi.
Günümüzde Çin'de hala resmen saygı görmekle birlikte, Çin hükümeti adını nadiren anmakta, Maoist siyasetten gitgide uzaklaşmaktadır. Ölümünden sonra Mao'nun Çin siyasetine etkisi azalmıştır.
Bill Clinton Kimdir?
Bill (William Jefferson) Clinton
ABD'nin 42. Başkanı olan Bill Clinton 19 Ağustos 1946'da Arizona eyaletine bağlı Hope kentinde doğdu. Babası William Blythe'yi bir trafik kazasında kaybeden Bill, 16 yaşındayken, annesi Virginia Blythe, Roger Clinton ile evlenince Clinton soyadını aldı. 1968'de Georgetown Üniversitesi'ni bitiren Clinton, burslu olarak bir süre Oxford Üniversitesi'ne devam etti, 1973'te Yale Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.
1972'de George McGovern'in başkanlık kampanyası için çalışan Clinton, 1973-76 yılları arasında Arkansas Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı ardından 1978 yılında Arkansas Eyaleti Başsavcısı seçildi. 1978 yılına gelindiğinde Clinton ülkenin en genç valisi sıfatıyla Arkansas'a vali seçildi.
1980'de yeniden adaylığını koyduğu valiliğe seçilemeyen Clinton, 82, 84, 86 ve 90 yıllarında yeniden seçilerek Arkansas Valiliği yaptı. Clinton 1975'de Hillary Rodham ile evlendi, Çiftin Chalsea isimli bir kızları oldu.
Bush'u yendi
Kişiliğine yönelik tüm saldırılara rağmen 1992'de ABD Başkan adaylığı için Demokratlar'dan birçok eyalet seçimini kazanan Clinton, Demokrat Parti'yi merkeze kaydırmakla suçlandı. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen Clinton, 1992 kasımında düzenlenen seçimlerde Başkan George Bush'u ağır bir yenilgiye uğratarak ABD Başkanı seçildi.
Clinton'ın başkanlığı döneminde ülkede açılan yeni iş alanlarıyla işşizlikle savaşta önemli adımlar atıldı. Ülke ekonomisi son yılların en iyi düzeyine erişti. Dış politikadaysa Ortadoğu barış sürecine ilişkin arabuluculuk rolünü iyi oynayan Clinton, Bosna'daki iç savaşın bitmesini sağlamak için bölgeye ABD askerleri gönderdi, Rusya ve Çin ile olan ilişkileri revize etti.
Clinton'ın Arkansas Valiliği döneminde ortağı olduğu Whitewater emlak şirketi ile ilgili ortaya atılan yolsuzluk iddiaları, ABD Başkanı'nın Beyaz Saray'daki karizmasını çok sarstı. Clinton'ın bazı yakın arkadaşları davayla ilgili olarak çeşitli cezalara çarptırıldı, ancak tüm bunlar Clinton'ın 1996'da seçimleri bir kez daha kazanarak ikinci dönem ABD Başkanlığını engelleyemedi.
Beyaz Saray'da seks skandalı
Clinton ikinci dönem başkanlığı bir seks skandalının gölgesinde geçti. ABD Başkanı'nın Beyaz Saray'da çalışan Monica Lewinsky ile birlikte, dünyaya yön veren önemli kararların alındığı Oval Ofis'te ilişkiye girdiğinin ortaya çıkması Clinton'ın az daha azledilmesine yol açıyordu. Clinton, başlarda iddiaları yalanladı. Ancak daha sonra bir çok tanığın ve delilin ortaya çıkması üzerine, ABD Başkanı Lewinsky ile 'kısıtlı' bir ilişkiye girdiğini kabul etti. Lewinsky'nin kendisine sadece oral seks yaptığını itiraf eden Clinton, Kongre'de yapılan oylama sonucu azledilmekten kurtuldu.
Clinton'ın ekonomik programı, bu ikinci başkanlık döneminde de ülkeye belirli bir oranda refah getirdi. Dış politikadaysa, Clinton yine Ortadoğu barışında arabulucuk görevini başarıyla yürüttü. Kosova'da Arnavutlar'a yönelik Sırp baskısının sona ermesi için düzenlenen NATO operasyonuna liderlik etti.
Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in, ülkede olduğu öne sürülen kimyasal-biyolojik silahları denetlemekle yükümlü Birleşmiş Milletler ekibinin faaliyetlerine son vermesi üzerine düzenlenen ikinci geniş kapsamlı operasyonda bayraktarlık yaptı.
Çin- ABD ilişkilerinin bugüne dek olmadığı kadar gelişmesinde önemli rol oynadı. Ancak Clinton, Rusya'nın Çeçenistan'da düzenlediği ve çok sayıda sivilin de ölmesine yol açan operasyonunu durdurmasında başarılı olamadı.
Başkanlık "Junior" Bush'a teslim
Clinton, 7 Kasım 2000'de yapılan olaylı ABD Başkanlık seçiminin galibi George Bush'a 22 Ocak 2001'de Beyaz Saray'daki başkanlık koltuğunu teslim edecek.
ABD'nin 42. Başkanı olan Bill Clinton 19 Ağustos 1946'da Arizona eyaletine bağlı Hope kentinde doğdu. Babası William Blythe'yi bir trafik kazasında kaybeden Bill, 16 yaşındayken, annesi Virginia Blythe, Roger Clinton ile evlenince Clinton soyadını aldı. 1968'de Georgetown Üniversitesi'ni bitiren Clinton, burslu olarak bir süre Oxford Üniversitesi'ne devam etti, 1973'te Yale Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.
1972'de George McGovern'in başkanlık kampanyası için çalışan Clinton, 1973-76 yılları arasında Arkansas Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı ardından 1978 yılında Arkansas Eyaleti Başsavcısı seçildi. 1978 yılına gelindiğinde Clinton ülkenin en genç valisi sıfatıyla Arkansas'a vali seçildi.
1980'de yeniden adaylığını koyduğu valiliğe seçilemeyen Clinton, 82, 84, 86 ve 90 yıllarında yeniden seçilerek Arkansas Valiliği yaptı. Clinton 1975'de Hillary Rodham ile evlendi, Çiftin Chalsea isimli bir kızları oldu.
Bush'u yendi
Kişiliğine yönelik tüm saldırılara rağmen 1992'de ABD Başkan adaylığı için Demokratlar'dan birçok eyalet seçimini kazanan Clinton, Demokrat Parti'yi merkeze kaydırmakla suçlandı. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen Clinton, 1992 kasımında düzenlenen seçimlerde Başkan George Bush'u ağır bir yenilgiye uğratarak ABD Başkanı seçildi.
Clinton'ın başkanlığı döneminde ülkede açılan yeni iş alanlarıyla işşizlikle savaşta önemli adımlar atıldı. Ülke ekonomisi son yılların en iyi düzeyine erişti. Dış politikadaysa Ortadoğu barış sürecine ilişkin arabuluculuk rolünü iyi oynayan Clinton, Bosna'daki iç savaşın bitmesini sağlamak için bölgeye ABD askerleri gönderdi, Rusya ve Çin ile olan ilişkileri revize etti.
Clinton'ın Arkansas Valiliği döneminde ortağı olduğu Whitewater emlak şirketi ile ilgili ortaya atılan yolsuzluk iddiaları, ABD Başkanı'nın Beyaz Saray'daki karizmasını çok sarstı. Clinton'ın bazı yakın arkadaşları davayla ilgili olarak çeşitli cezalara çarptırıldı, ancak tüm bunlar Clinton'ın 1996'da seçimleri bir kez daha kazanarak ikinci dönem ABD Başkanlığını engelleyemedi.
Beyaz Saray'da seks skandalı
Clinton ikinci dönem başkanlığı bir seks skandalının gölgesinde geçti. ABD Başkanı'nın Beyaz Saray'da çalışan Monica Lewinsky ile birlikte, dünyaya yön veren önemli kararların alındığı Oval Ofis'te ilişkiye girdiğinin ortaya çıkması Clinton'ın az daha azledilmesine yol açıyordu. Clinton, başlarda iddiaları yalanladı. Ancak daha sonra bir çok tanığın ve delilin ortaya çıkması üzerine, ABD Başkanı Lewinsky ile 'kısıtlı' bir ilişkiye girdiğini kabul etti. Lewinsky'nin kendisine sadece oral seks yaptığını itiraf eden Clinton, Kongre'de yapılan oylama sonucu azledilmekten kurtuldu.
Clinton'ın ekonomik programı, bu ikinci başkanlık döneminde de ülkeye belirli bir oranda refah getirdi. Dış politikadaysa, Clinton yine Ortadoğu barışında arabulucuk görevini başarıyla yürüttü. Kosova'da Arnavutlar'a yönelik Sırp baskısının sona ermesi için düzenlenen NATO operasyonuna liderlik etti.
Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in, ülkede olduğu öne sürülen kimyasal-biyolojik silahları denetlemekle yükümlü Birleşmiş Milletler ekibinin faaliyetlerine son vermesi üzerine düzenlenen ikinci geniş kapsamlı operasyonda bayraktarlık yaptı.
Çin- ABD ilişkilerinin bugüne dek olmadığı kadar gelişmesinde önemli rol oynadı. Ancak Clinton, Rusya'nın Çeçenistan'da düzenlediği ve çok sayıda sivilin de ölmesine yol açan operasyonunu durdurmasında başarılı olamadı.
Başkanlık "Junior" Bush'a teslim
Clinton, 7 Kasım 2000'de yapılan olaylı ABD Başkanlık seçiminin galibi George Bush'a 22 Ocak 2001'de Beyaz Saray'daki başkanlık koltuğunu teslim edecek.
Abdullah Gül Kimdir?
29 Ekim 1950 tarihinde Kayseri’de doğdu. Öğrenimini Kayseri Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde yaptı. Aynı fakültede başladığı doktora çalışmaları için iki yıl İngiltere’de kaldı ve 1983’te İstanbul Üniversitesi’nden doktor unvanı aldı. Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nün kuruluşunda çalıştı ve aynı bölümde ekonomi dersleri verdi. 1991’de uluslararası ekonomi dalında Doçent oldu.
1983-1991 yılları arasında merkezi Cidde’de olan İslam Kalkınma Bankası’nda ekonomist olarak çalıştı.
1991 – 2007 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde beş dönem Kayseri Milletvekili olarak hizmet verdi.
1991 – 1995 yılları arasında TBMM’de Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliği yaptı.
1991 - 2001 yılları arasında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesi olarak Konsey’in Kültür, Tüzük, Siyasi ve Ekonomik Kalkınma komitelerinde çalıştı.
1995 – 2001 yılları arasında TBMM’de Dışişleri Komisyonu’nda üye olarak görev yaptı.
1996’da kurulan 54. Hükümet’te Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü olarak görev aldı.
2000 yılında Yenilikçi Hareket’e liderlik etti ve Fazilet Partisi Kongresi’nde genel başkan adayı oldu.
2001’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluşunda rol alan öncülerden oldu. Siyasî ve Hukukî İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.
2001 – 2002 yılları arasında NATO Parlamenterler Meclisi üyeliği yaptı.
2002’de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde 10 yıl aralıksız sürdürdüğü başarılı çalışmalarından dolayı kendisine “Pro merito” madalyası ve “Sürekli Onursal Üye” unvanı verildi.
18 Kasım 2002'de Başbakan olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 58. Hükümeti’ni kurdu.
2003 – 2007 yılları arasında 59. Hükümet döneminde Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.
28 Ağustos 2007 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin onbirinci Cumhurbaşkanı olarak seçildi.
Abdullah Gül’ün; Bulgaristan Burgaz Hür (2003), İngiltere Exeter (2005), Azerbaycan Bakü Devlet (2007), Romanya Dimitrie Cantemir Hıristiyan(2008) ve Kazan Devlet Üniversiteleri (2009) tarafından verilen fahri doktora, Kırgızistan Yusuf Balasagun Millî Üniversitesi (2009) tarafından verilen fahri profesörlük, Çin Kuzeybatı Üniversitesi (2009) tarafından verilen fahri ekonomi doktorası ve Sincan Üniversitesi tarafından verilen fahri profesörlük unvanları bulunmaktadır.
Hayrünnisa Gül ile evli olan Abdullah Gül, Ahmet Münir, Kübra ve Mehmet Emre adlı üç çocuk babasıdır.
Ailesi
Abdullah Gül 29 Ekim 1950 tarihinde Orta Anadolu’nun en önemli ticaret kenti sayılan Kayseri’de doğdu. Ailenin soyağacı 1200’lü yıllara dayanmaktadır. Gül soyadı, Selçukluların Kayseri’de yaptırdığı Gülük Camii’nin ilk imamlarından olan atalarından gelmektedir. İstiklal Savaşı Gazisi olan dedesi Hayrullah Efendi ticaretle uğraşmıştır. Annesi Adviye Gül, kentin köklü Satoğlu ailesine mensup şair ve öğretmen bir babanın kızıdır. Kayseri’nin ilk sanayi tesisi sayılan Tayyare Fabrikası’nda ustabaşı olarak çalışan babası Ahmet Hamdi Gül, sosyal hayata katkılarıyla çevresinde tanınan ve sevilen bir kişidir. Aile çok sayıda öğretim üyesi, şair, yazar ve bürokrat yetiştirmiştir. Emekliliği sonrası 1972’de kendi işyerini kuran Ahmet Hamdi Gül, halen sanayi alanında faaliyet göstermektedir; bir kız, bir erkek evladı daha vardır.
Eğitim ve Çalışma Hayatı
Abdullah Gül, Kayseri Gazi Paşa İlkokulu, Nazmi Toker Ortaokulu ve birçok ünlü ismi yetiştiren Kayseri Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdi.
Gül’ün üniversitede okuduğu yıllar Türkiye’de öğrenci hareketlerinin en yoğun olduğu dönemdi. Fakülte yıllarında öğrenci hareketlerinde aktif yer aldı. O dönemin önde gelen öğrenci derneklerinden Milli Türk Talebe Birliği’nde (MTTB) öğrenci liderleri arasında yer aldı, mitinglere katıldı, dergi ve yayınlara katkıda bulundu. O yıllarda edindiği tecrübe ve arkadaşlıklar, Abdullah Gül üzerinde hayat boyu sürecek izler bıraktı.
1974 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olan Abdullah Gül, aynı fakültede başladığı doktora çalışmasını 1983'te tamamladı. Doktora çalışmaları sırasında lisan öğrenmek ve teziyle ilgili araştırmalar yapmak üzere gittiği Londra ve Exeter’de iki yıl kaldı.
Akademik çalışmalarını sürdürürken Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nün kuruluşunda görev aldı ve beş yıl boyunca mühendis adaylarına ekonomi dersleri verdi.
1983 yılında İslam Kalkınma Bankası’nda ekonomist olarak çalışmak üzere Cidde’ye gitti. Ailesiyle birlikte 8 yıl Cidde’de yaşadı. Görevi sebebiyle edindiği deneyim ve değişik ülkelere yaptığı seyahatler ona farklı coğrafyalardaki ülkelerin ekonomik, siyasi ve sosyal yapılarını yakından gözlemleme imkanı sundu.
1991 yılında uluslararası ekonomi dalında Doçent unvanı aldı.
Siyasi Hayatı
Abdullah Gül’ün siyasi hayata girişi planlı bir adım sonucu olmadı. 1991 yazında yıllık iznini geçirmek üzere geldiği memleketi Kayseri’de, hemşerileri kendisine siyasete atılması ve ülkesine milletvekili olarak hizmet etmesi teklifinde bulundular. Katıldığı ilk seçimde Refah Partisi’nden milletvekili seçildi. O günden başlayarak Cumhurbaşkanı seçildiği güne kadar beş dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kayseri milletvekili olarak yer aldı.
Milletvekilliği dönemi kendisine hem ülkeyi hem de dünyayı daha iyi tanıma fırsatı sağladı. İlk dönemde (1991-1995) Plan ve Bütçe Komisyonu, ikinci dönemde (1995 - 1999) Dışişleri Komisyonu üyesi olarak görev yaptı. 1991’den itibaren Avrupa Konseyi’nde Türkiye’yi temsil eden parlamenterler arasında sürekli yer aldı. 2001 ve 2002 yıllarında NATO Parlamenterler Meclisi üyeliği yaptı.
Demokrasi ve insan haklarının beşiği sayılan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde çeşitli komitelerde aktif olarak görev aldı ve yakın arkadaşlıklar kurdu. Buradaki on yıllık tecrübesi Abdullah Gül’ün Konsey’in demokrasi ve insan hakları standartlarının Türkiye için vazgeçilmez olduğu inancını pekiştirdi ve Türkiye’nin Avrupa Birliği yolundaki reformlarının gerçekleştirilmesinde büyük etkisi oldu. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ndeki başarılı çalışmalarından ötürü kendisine 2002 yılında “Pro merito” Madalyası ve “Sürekli Onursal Üye” unvanı verildi.
Abdullah Gül 1996 yılında kurulan 54. Hükümet’te Devlet Bakanlığı ve Hükümet Sözcülüğü yaptı. Bu dönemde görev alanına giren Türk Dünyası ile ilişkileri geliştirmek için yoğun çaba sarf etti.
Türkiye’nin ciddi siyasi sıkıntılar yaşadığı bir dönemde, yakın siyaset arkadaşlarıyla birlikte partisi içerisinde yeni bir akımın başlamasına öncülük etti. ‘Yenilikçi Hareket’ diye adlandırılan bu akımın öncüsü olarak 2000 yılında yapılan Fazilet Partisi Büyük Kongresi’nde Genel Başkanlık için aday oldu. Seçimi çok az bir oy farkıyla kaybetmiş olmasına rağmen, aldığı netice tüm siyasi çevrelerce büyük bir başarı olarak değerlendirildi. Kendi değerlerine sahip çıkarak dünyayla bütünleşmeyi hedefleyen, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü benimseyen bir oluşum olarak algılanan Yenilikçi Hareket, Türk siyasetine büyük heyecan getirdi. Bu siyasi çizgi 2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulmasıyla neticelendi.
Abdullah Gül 3 Kasım 2002’de yapılan genel seçimlerin ardından 18 Kasım’da Başbakan olarak 58. Cumhuriyet Hükümeti’ni kurdu. Kısa Başbakanlık döneminde Irak, Kıbrıs gibi zor meselelerle yüzleşti, ekonomide Acil Eylem Planını uygulamaya koydu. Irak krizi sırasında önemli bir işlev gören Irak’a Komşu Ülkeler Süreci’nin başlamasına öncülük etti.
14 Mart 2003’te kurulan 59. Cumhuriyet Hükümeti’nde Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. Aynı zamanda Terörle Mücadele Yüksek Kurulu, Reform İzleme Grubu ve Avrupa Birliği Müzakere Heyeti Başkanlığı görevlerini yürüttü.
Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanlığı döneminde Avrupa Birliği reform süreci hızlandırıldı ve 3 Ekim 2005’te Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım müzakereleri resmen başladı. Hem Batı dünyası hem de Türk ve İslâm Dünyası’yla ilişkiler geliştirildi, komşu ülkelerle dostluk bağları takviye edildi ve uluslararası kuruluşlarda aktif görevler üstlenildi.
Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı sıfatıyla Mayıs 2003’te Tahran’daki İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda yaptığı ve İslam dünyasına reform çağrısında bulunduğu konuşma, hem Doğu’da hem de Batı’da büyük yankı uyandırdı.
24 Nisan 2007 tarihinde Cumhurbaşkanlığına aday olan Abdullah Gül, seçim sürecinin yarıda kalması ve TBMM’nin erken seçim kararı alması üzerine 22 Temmuz 2007’de beşinci kez Kayseri milletvekili seçildi. Yeni Meclisin önündeki ilk gündem maddesi olan Cumhurbaşkanlığı seçimi için tekrar aday oldu.
Abdullah Gül, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 28 Ağustos 2007 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin onbirinci Cumhurbaşkanı seçildi.
1983-1991 yılları arasında merkezi Cidde’de olan İslam Kalkınma Bankası’nda ekonomist olarak çalıştı.
1991 – 2007 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde beş dönem Kayseri Milletvekili olarak hizmet verdi.
1991 – 1995 yılları arasında TBMM’de Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliği yaptı.
1991 - 2001 yılları arasında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesi olarak Konsey’in Kültür, Tüzük, Siyasi ve Ekonomik Kalkınma komitelerinde çalıştı.
1995 – 2001 yılları arasında TBMM’de Dışişleri Komisyonu’nda üye olarak görev yaptı.
1996’da kurulan 54. Hükümet’te Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü olarak görev aldı.
2000 yılında Yenilikçi Hareket’e liderlik etti ve Fazilet Partisi Kongresi’nde genel başkan adayı oldu.
2001’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluşunda rol alan öncülerden oldu. Siyasî ve Hukukî İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.
2001 – 2002 yılları arasında NATO Parlamenterler Meclisi üyeliği yaptı.
2002’de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde 10 yıl aralıksız sürdürdüğü başarılı çalışmalarından dolayı kendisine “Pro merito” madalyası ve “Sürekli Onursal Üye” unvanı verildi.
18 Kasım 2002'de Başbakan olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 58. Hükümeti’ni kurdu.
2003 – 2007 yılları arasında 59. Hükümet döneminde Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.
28 Ağustos 2007 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin onbirinci Cumhurbaşkanı olarak seçildi.
Abdullah Gül’ün; Bulgaristan Burgaz Hür (2003), İngiltere Exeter (2005), Azerbaycan Bakü Devlet (2007), Romanya Dimitrie Cantemir Hıristiyan(2008) ve Kazan Devlet Üniversiteleri (2009) tarafından verilen fahri doktora, Kırgızistan Yusuf Balasagun Millî Üniversitesi (2009) tarafından verilen fahri profesörlük, Çin Kuzeybatı Üniversitesi (2009) tarafından verilen fahri ekonomi doktorası ve Sincan Üniversitesi tarafından verilen fahri profesörlük unvanları bulunmaktadır.
Hayrünnisa Gül ile evli olan Abdullah Gül, Ahmet Münir, Kübra ve Mehmet Emre adlı üç çocuk babasıdır.
Ailesi
Abdullah Gül 29 Ekim 1950 tarihinde Orta Anadolu’nun en önemli ticaret kenti sayılan Kayseri’de doğdu. Ailenin soyağacı 1200’lü yıllara dayanmaktadır. Gül soyadı, Selçukluların Kayseri’de yaptırdığı Gülük Camii’nin ilk imamlarından olan atalarından gelmektedir. İstiklal Savaşı Gazisi olan dedesi Hayrullah Efendi ticaretle uğraşmıştır. Annesi Adviye Gül, kentin köklü Satoğlu ailesine mensup şair ve öğretmen bir babanın kızıdır. Kayseri’nin ilk sanayi tesisi sayılan Tayyare Fabrikası’nda ustabaşı olarak çalışan babası Ahmet Hamdi Gül, sosyal hayata katkılarıyla çevresinde tanınan ve sevilen bir kişidir. Aile çok sayıda öğretim üyesi, şair, yazar ve bürokrat yetiştirmiştir. Emekliliği sonrası 1972’de kendi işyerini kuran Ahmet Hamdi Gül, halen sanayi alanında faaliyet göstermektedir; bir kız, bir erkek evladı daha vardır.
Eğitim ve Çalışma Hayatı
Abdullah Gül, Kayseri Gazi Paşa İlkokulu, Nazmi Toker Ortaokulu ve birçok ünlü ismi yetiştiren Kayseri Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdi.
Gül’ün üniversitede okuduğu yıllar Türkiye’de öğrenci hareketlerinin en yoğun olduğu dönemdi. Fakülte yıllarında öğrenci hareketlerinde aktif yer aldı. O dönemin önde gelen öğrenci derneklerinden Milli Türk Talebe Birliği’nde (MTTB) öğrenci liderleri arasında yer aldı, mitinglere katıldı, dergi ve yayınlara katkıda bulundu. O yıllarda edindiği tecrübe ve arkadaşlıklar, Abdullah Gül üzerinde hayat boyu sürecek izler bıraktı.
1974 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olan Abdullah Gül, aynı fakültede başladığı doktora çalışmasını 1983'te tamamladı. Doktora çalışmaları sırasında lisan öğrenmek ve teziyle ilgili araştırmalar yapmak üzere gittiği Londra ve Exeter’de iki yıl kaldı.
Akademik çalışmalarını sürdürürken Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nün kuruluşunda görev aldı ve beş yıl boyunca mühendis adaylarına ekonomi dersleri verdi.
1983 yılında İslam Kalkınma Bankası’nda ekonomist olarak çalışmak üzere Cidde’ye gitti. Ailesiyle birlikte 8 yıl Cidde’de yaşadı. Görevi sebebiyle edindiği deneyim ve değişik ülkelere yaptığı seyahatler ona farklı coğrafyalardaki ülkelerin ekonomik, siyasi ve sosyal yapılarını yakından gözlemleme imkanı sundu.
1991 yılında uluslararası ekonomi dalında Doçent unvanı aldı.
Siyasi Hayatı
Abdullah Gül’ün siyasi hayata girişi planlı bir adım sonucu olmadı. 1991 yazında yıllık iznini geçirmek üzere geldiği memleketi Kayseri’de, hemşerileri kendisine siyasete atılması ve ülkesine milletvekili olarak hizmet etmesi teklifinde bulundular. Katıldığı ilk seçimde Refah Partisi’nden milletvekili seçildi. O günden başlayarak Cumhurbaşkanı seçildiği güne kadar beş dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kayseri milletvekili olarak yer aldı.
Milletvekilliği dönemi kendisine hem ülkeyi hem de dünyayı daha iyi tanıma fırsatı sağladı. İlk dönemde (1991-1995) Plan ve Bütçe Komisyonu, ikinci dönemde (1995 - 1999) Dışişleri Komisyonu üyesi olarak görev yaptı. 1991’den itibaren Avrupa Konseyi’nde Türkiye’yi temsil eden parlamenterler arasında sürekli yer aldı. 2001 ve 2002 yıllarında NATO Parlamenterler Meclisi üyeliği yaptı.
Demokrasi ve insan haklarının beşiği sayılan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde çeşitli komitelerde aktif olarak görev aldı ve yakın arkadaşlıklar kurdu. Buradaki on yıllık tecrübesi Abdullah Gül’ün Konsey’in demokrasi ve insan hakları standartlarının Türkiye için vazgeçilmez olduğu inancını pekiştirdi ve Türkiye’nin Avrupa Birliği yolundaki reformlarının gerçekleştirilmesinde büyük etkisi oldu. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ndeki başarılı çalışmalarından ötürü kendisine 2002 yılında “Pro merito” Madalyası ve “Sürekli Onursal Üye” unvanı verildi.
Abdullah Gül 1996 yılında kurulan 54. Hükümet’te Devlet Bakanlığı ve Hükümet Sözcülüğü yaptı. Bu dönemde görev alanına giren Türk Dünyası ile ilişkileri geliştirmek için yoğun çaba sarf etti.
Türkiye’nin ciddi siyasi sıkıntılar yaşadığı bir dönemde, yakın siyaset arkadaşlarıyla birlikte partisi içerisinde yeni bir akımın başlamasına öncülük etti. ‘Yenilikçi Hareket’ diye adlandırılan bu akımın öncüsü olarak 2000 yılında yapılan Fazilet Partisi Büyük Kongresi’nde Genel Başkanlık için aday oldu. Seçimi çok az bir oy farkıyla kaybetmiş olmasına rağmen, aldığı netice tüm siyasi çevrelerce büyük bir başarı olarak değerlendirildi. Kendi değerlerine sahip çıkarak dünyayla bütünleşmeyi hedefleyen, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü benimseyen bir oluşum olarak algılanan Yenilikçi Hareket, Türk siyasetine büyük heyecan getirdi. Bu siyasi çizgi 2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulmasıyla neticelendi.
Abdullah Gül 3 Kasım 2002’de yapılan genel seçimlerin ardından 18 Kasım’da Başbakan olarak 58. Cumhuriyet Hükümeti’ni kurdu. Kısa Başbakanlık döneminde Irak, Kıbrıs gibi zor meselelerle yüzleşti, ekonomide Acil Eylem Planını uygulamaya koydu. Irak krizi sırasında önemli bir işlev gören Irak’a Komşu Ülkeler Süreci’nin başlamasına öncülük etti.
14 Mart 2003’te kurulan 59. Cumhuriyet Hükümeti’nde Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. Aynı zamanda Terörle Mücadele Yüksek Kurulu, Reform İzleme Grubu ve Avrupa Birliği Müzakere Heyeti Başkanlığı görevlerini yürüttü.
Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanlığı döneminde Avrupa Birliği reform süreci hızlandırıldı ve 3 Ekim 2005’te Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım müzakereleri resmen başladı. Hem Batı dünyası hem de Türk ve İslâm Dünyası’yla ilişkiler geliştirildi, komşu ülkelerle dostluk bağları takviye edildi ve uluslararası kuruluşlarda aktif görevler üstlenildi.
Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı sıfatıyla Mayıs 2003’te Tahran’daki İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda yaptığı ve İslam dünyasına reform çağrısında bulunduğu konuşma, hem Doğu’da hem de Batı’da büyük yankı uyandırdı.
24 Nisan 2007 tarihinde Cumhurbaşkanlığına aday olan Abdullah Gül, seçim sürecinin yarıda kalması ve TBMM’nin erken seçim kararı alması üzerine 22 Temmuz 2007’de beşinci kez Kayseri milletvekili seçildi. Yeni Meclisin önündeki ilk gündem maddesi olan Cumhurbaşkanlığı seçimi için tekrar aday oldu.
Abdullah Gül, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 28 Ağustos 2007 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin onbirinci Cumhurbaşkanı seçildi.
Golda Meir Kimdir?
Golda Meir 1898 yılında Ukrayna’nın başkenti Kiev’de doğdu .1906 da ailesinin yerleştiği ABD’ de Filistin’e göç etti. Histadrut Sendikası ve Mapai işçi Partisinde görev aldı. İsrail Devleti kurulunca SSCB büyükelçiliğine atandı. 1949-1956 yılları arasında sosyal işler, 1956-1966 yılları arasında da dışişleri bakanlığı yaptı. 1966 da Mapai Partisi genel sekreterligine seçildi. 1969 yılında başbakan oldu. 1973 İsrail-Arap Savaşından sonra İsrail hükümetinin savunma sisteminin eleştirilmesi üzerine 1974 yılında görevinden istifa etti. 1978 yılında Kudüs’te öldü.
David Ben Gurion Kimdir?
1886 yılında Polonya’da dünyaya geldi. Babası siyonist bir gruba üye olan Ben Gurion, okul yıllarında babasının yolunu takip ederek siyonist grupların içinde faaliyet göstermeye başladı. Fakat o daha ziyade dinden uzaklaşarak politik siyonizme doğru kaydı.
Henüz yirmi yaşlarında iken o dönem Osmanlı toprakları olan Filistin’e göç etti. İlk yerleşim birimlerinin portakal bahçelerinde ve şarap mahzenlerinde çalışmaya başladı. O dönemde osmanlı topraklarında gizli faaliyet gösteren Sion Çalışanları örgütünde etkin rol oynadı fakat burada da örgüte muhalif tavır takındı. Örneğin göçmenlerin ve yerleşimcilerin kendi işlerini Diaspora’nın müdahalesi olmadan yürütme hakkı; İsrail’e göç etmenin her parti üyesinin zorunluluğu olduğu; ve İbranice’nin partisinin tek dili olması gerektiği gibi.
I. Dünya Savaşı ile birlikte İngilizler’le işbirliği içine giren siyonist örgütün önde gelenlerinden olan Ben Gurion, dönemin iktidarı tarafından yurt dışına sürgüne gönderildi. Ben Gurion, New York’a gitti ve orada da siyonist faaliyetlerini sürdürdü. Özellikle I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere hariciye sekreteri Arthur Balfour’un geliştirdiği “"Majestelerinin hükümeti Filistin'de Yahudi halkı içi milli bir anayurdun kurulmasına olumlu bakmaktadır.” deklerasyonuna uygun olarak faaliyetlerini hız kazandırdı. New York’ta Ahdut ha-Avoda’yı (Birleşik Çalışma Partisi) kurdu.
1934 yılında İsrail’e gerin döndü ve bugünkü İsrail gizli servisi Mossad’ın ilk nüveleri olan Yahudi Ajansı’nı kurdu. Bu ajans İsrail devletinin kurulmasında önemli faaliyetlerde bulundu, dağınık olan yahudi toplulukların birleşmesinde çok etkin rol oynadı. Ben Gurion’un özellikle bu dönemde İngiltere’nin Filistin politikasına karşı ser tedbirler aldığı göze çarpmaktadır. Nihayet Mayıs 1948’de İsrail’in ilk başbakanı olarak İsrail’in kuruluş belgesini dünyaya deklere etti. İki dönem İsrail başbakanı olan Ben Gurion 1973 yılında öldü.
Henüz yirmi yaşlarında iken o dönem Osmanlı toprakları olan Filistin’e göç etti. İlk yerleşim birimlerinin portakal bahçelerinde ve şarap mahzenlerinde çalışmaya başladı. O dönemde osmanlı topraklarında gizli faaliyet gösteren Sion Çalışanları örgütünde etkin rol oynadı fakat burada da örgüte muhalif tavır takındı. Örneğin göçmenlerin ve yerleşimcilerin kendi işlerini Diaspora’nın müdahalesi olmadan yürütme hakkı; İsrail’e göç etmenin her parti üyesinin zorunluluğu olduğu; ve İbranice’nin partisinin tek dili olması gerektiği gibi.
I. Dünya Savaşı ile birlikte İngilizler’le işbirliği içine giren siyonist örgütün önde gelenlerinden olan Ben Gurion, dönemin iktidarı tarafından yurt dışına sürgüne gönderildi. Ben Gurion, New York’a gitti ve orada da siyonist faaliyetlerini sürdürdü. Özellikle I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere hariciye sekreteri Arthur Balfour’un geliştirdiği “"Majestelerinin hükümeti Filistin'de Yahudi halkı içi milli bir anayurdun kurulmasına olumlu bakmaktadır.” deklerasyonuna uygun olarak faaliyetlerini hız kazandırdı. New York’ta Ahdut ha-Avoda’yı (Birleşik Çalışma Partisi) kurdu.
1934 yılında İsrail’e gerin döndü ve bugünkü İsrail gizli servisi Mossad’ın ilk nüveleri olan Yahudi Ajansı’nı kurdu. Bu ajans İsrail devletinin kurulmasında önemli faaliyetlerde bulundu, dağınık olan yahudi toplulukların birleşmesinde çok etkin rol oynadı. Ben Gurion’un özellikle bu dönemde İngiltere’nin Filistin politikasına karşı ser tedbirler aldığı göze çarpmaktadır. Nihayet Mayıs 1948’de İsrail’in ilk başbakanı olarak İsrail’in kuruluş belgesini dünyaya deklere etti. İki dönem İsrail başbakanı olan Ben Gurion 1973 yılında öldü.
Ariel Şaron Kimdir?
Ariel Şaron, 1928’de doğdu. 14 yaşında İsrail Ordusu’na girdi. Şaron, ordu bünyesinde özel komando birliği kurarak ülke güvenliğinin korunmasında etkin görev üstlendi. Tel Aviv Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gören Ariel Şaron’un komutasındaki İsrail askerleri 1953 yılında bir Filistin köyünü basarak 60 sivili katletti. Tarihçilere göre Şaron, bu saldırı sırasında askerlerine'herkesi öldürün' emri verdi.
Arial Şaron 1967’deki 6 Gün Savaşı’nda yer aldı ve 1972’de ordudan ayrıldı. Aradan 1 yıl geçmeden 6 Ekim 1973’de, Mısır’ın tüm Sina Yarımadası’nı aldığı büyük zaferiyle sonuçlanan, İsrail’in en büyük dini bayramına denk gelen Yom Kippur Savaşı’nda orduya geri çağrıldı. Knesset’e 1973’te seçilen Şaron, 1 yıl sonra istifa ederek dönemin Başbakanı İzak Rabin’e güvenlik danışmanı oldu. Arial Şaron 1982 yılında Savunma Bakanı oldu. Ve 18 Eylül 1982'de Şaron, İsrail Ordusuna "Filistin mülteci kamplarının yerle bir edilmesi" emrini verdi. Saldırı sonucunda 600 filistinli ölürken, 1800 filistinlinin kayıp olduğu açıklandı. Filistin kaynakları hiçbir iz bırakmadan kaybolan sivillerin Falanjist milisler ve İsrail askerleri tarafından öldürüldükten sonra gizlice gömüldüğünü iddia etti. Şaron, otobiyografisinde, katliam emirlerinin bazılarını kabul etti ve bunları 'hata' olarak nitelidi. 1983 yılında hakkında soruşturma açıldı. Şaron, Sabra ve Şatilla katliamlarından 'dolaylı olarak sorumlu' bulundu ve bakanlık görevinden azledildi. Ama Şaron, İsrail sağı için her zaman popüler bir sima olmayı başardı.
Şaron Yerleşim Bakanı olduğu doksanlarda Batı Şeria ve Gazze'de 1967 işgali sırasında alınan bölgeleri yerleşime açtı. 1996 yılında Netanyahu iktidara geldiğinde onu da kabineye alması için yoğun baskıyla karşılaştı. 1998 yılında dışişleri bakanı oldu. 1999 yılında Netanyahu'nun seçim hezimetinin ardından Likud liderliğine geldi. Gelir gelmez de kışkırtıcı faaliyetlere başladı. Müslümanlarca kutsal olan Mescid-i Aksa’ya yürüdü ve bu konuda kışkırtıcı açıklamalar yaptı.
Şubat 2001 tarihnde seçmenlerin ancak %60’nın oy kullandığı seçimlerde %60’lık bir oyla iktidara geldi. İktidara gelmesi tüm dünya tarafından tedirginlikle yarattı. Gazeteci Phil Reeves bu konuda şunları söylüyordu:
“73 yaşındaki Likud lideri Ariel Şaron, şubat ayında ülkenin başına geçti ve 1983’teki Şabra-Şatilla katliamlarıyla ilgili soruşturmanın onu küçük düşürmesinin ardından, bir daha İsrail’e lider olamayacağını düşünenleri şaşırttı. Yoğunlaşan şiddetten bıkan ve hükümetin yürüttüğü mükemmel halkla ilişkiler kampanyasıyla ikna olan İsrailli seçmenler, kendilerini güvene kavuşturarak Yaser Arafat’a sert çıkacağını düşündükleri bu adama döndüler. Şaron, beklenmedik bir farkla, 21 aydır başbakan olan Ehud Barak’ı gönderip iktidara geldi. Artık eski düşmanı Yaser Arafat ile yüz yüzeydi. Bölgenin kaderi, iki yetmişlik adamın elindeydi: Filistinlileri askeri güçle hizaya sokabileceğine inanan inatçı bir İsrail ideoloğu, eski bir general ile, Batı ile ilişkilerini düzeltmek ve sokakta giderek yükselen radikal dalga arasında sonsuz bir mücadeleye kilitlenen değişken Filistin lideri.”
Şaron 2001 yılı sonu ve 2002 başında izlediği politikalarla bu tedirginlikleri boşa çıkarmadı. Zeevi suikastını bahane ederek filistin yerleşim bölgelerini bombalatan Şaron, çocuk, kadın demeden bir çok filistinlinin de ölmesine neden oldu. 2002'nin Şubat ayında ise geniş bir harekat başlatırken, mülteci kamplarına da saldırı emri verdi. Gazze’deki mülteci kamplarına yönelik gerçekleştirdiği operasyonlar sırasında da 24 Filistinli öldü.
Şaron’un Politik Kariyeri
1975-77:Başsakan'ın güvenlik danışmanı
1977-81:Tarım Bakanı
1981-83:Savunma Bakanı
1984-90:Ticaret ve Endüstri bakanı
1990-92:Yerleşim ve yapı Bakanı
1996-98:Alt yapıdan sorumlu bakan
1998-99:Dışişleri Bakanı
1999:Likud Partisi Başkanı
2001: İsrail Başbakanı
Arial Şaron 1967’deki 6 Gün Savaşı’nda yer aldı ve 1972’de ordudan ayrıldı. Aradan 1 yıl geçmeden 6 Ekim 1973’de, Mısır’ın tüm Sina Yarımadası’nı aldığı büyük zaferiyle sonuçlanan, İsrail’in en büyük dini bayramına denk gelen Yom Kippur Savaşı’nda orduya geri çağrıldı. Knesset’e 1973’te seçilen Şaron, 1 yıl sonra istifa ederek dönemin Başbakanı İzak Rabin’e güvenlik danışmanı oldu. Arial Şaron 1982 yılında Savunma Bakanı oldu. Ve 18 Eylül 1982'de Şaron, İsrail Ordusuna "Filistin mülteci kamplarının yerle bir edilmesi" emrini verdi. Saldırı sonucunda 600 filistinli ölürken, 1800 filistinlinin kayıp olduğu açıklandı. Filistin kaynakları hiçbir iz bırakmadan kaybolan sivillerin Falanjist milisler ve İsrail askerleri tarafından öldürüldükten sonra gizlice gömüldüğünü iddia etti. Şaron, otobiyografisinde, katliam emirlerinin bazılarını kabul etti ve bunları 'hata' olarak nitelidi. 1983 yılında hakkında soruşturma açıldı. Şaron, Sabra ve Şatilla katliamlarından 'dolaylı olarak sorumlu' bulundu ve bakanlık görevinden azledildi. Ama Şaron, İsrail sağı için her zaman popüler bir sima olmayı başardı.
Şaron Yerleşim Bakanı olduğu doksanlarda Batı Şeria ve Gazze'de 1967 işgali sırasında alınan bölgeleri yerleşime açtı. 1996 yılında Netanyahu iktidara geldiğinde onu da kabineye alması için yoğun baskıyla karşılaştı. 1998 yılında dışişleri bakanı oldu. 1999 yılında Netanyahu'nun seçim hezimetinin ardından Likud liderliğine geldi. Gelir gelmez de kışkırtıcı faaliyetlere başladı. Müslümanlarca kutsal olan Mescid-i Aksa’ya yürüdü ve bu konuda kışkırtıcı açıklamalar yaptı.
Şubat 2001 tarihnde seçmenlerin ancak %60’nın oy kullandığı seçimlerde %60’lık bir oyla iktidara geldi. İktidara gelmesi tüm dünya tarafından tedirginlikle yarattı. Gazeteci Phil Reeves bu konuda şunları söylüyordu:
“73 yaşındaki Likud lideri Ariel Şaron, şubat ayında ülkenin başına geçti ve 1983’teki Şabra-Şatilla katliamlarıyla ilgili soruşturmanın onu küçük düşürmesinin ardından, bir daha İsrail’e lider olamayacağını düşünenleri şaşırttı. Yoğunlaşan şiddetten bıkan ve hükümetin yürüttüğü mükemmel halkla ilişkiler kampanyasıyla ikna olan İsrailli seçmenler, kendilerini güvene kavuşturarak Yaser Arafat’a sert çıkacağını düşündükleri bu adama döndüler. Şaron, beklenmedik bir farkla, 21 aydır başbakan olan Ehud Barak’ı gönderip iktidara geldi. Artık eski düşmanı Yaser Arafat ile yüz yüzeydi. Bölgenin kaderi, iki yetmişlik adamın elindeydi: Filistinlileri askeri güçle hizaya sokabileceğine inanan inatçı bir İsrail ideoloğu, eski bir general ile, Batı ile ilişkilerini düzeltmek ve sokakta giderek yükselen radikal dalga arasında sonsuz bir mücadeleye kilitlenen değişken Filistin lideri.”
Şaron 2001 yılı sonu ve 2002 başında izlediği politikalarla bu tedirginlikleri boşa çıkarmadı. Zeevi suikastını bahane ederek filistin yerleşim bölgelerini bombalatan Şaron, çocuk, kadın demeden bir çok filistinlinin de ölmesine neden oldu. 2002'nin Şubat ayında ise geniş bir harekat başlatırken, mülteci kamplarına da saldırı emri verdi. Gazze’deki mülteci kamplarına yönelik gerçekleştirdiği operasyonlar sırasında da 24 Filistinli öldü.
Şaron’un Politik Kariyeri
1975-77:Başsakan'ın güvenlik danışmanı
1977-81:Tarım Bakanı
1981-83:Savunma Bakanı
1984-90:Ticaret ve Endüstri bakanı
1990-92:Yerleşim ve yapı Bakanı
1996-98:Alt yapıdan sorumlu bakan
1998-99:Dışişleri Bakanı
1999:Likud Partisi Başkanı
2001: İsrail Başbakanı
Harri Holkeri Kimdir?
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 25 Temmuz 2003 tarihinde, Finlandiya'nın eski başbakanı Harri Holkeri'yi, yeni Kosova özel temsilcisi ve UNMIK (BM Kosova Misyonu) başkanı olarak atadı. Holkeri; temsilcilik görevinin başlangıç tarihi olan 1999 yılından bu yana atanan 3'ncü UNMIK başkanı olan Alman Michael Steiner'in ardından, misyonun yeni başkanı oldu. Steiner'den önce temsilciliğe, Danimarka'dan Hans Haekkerup ve Fransa'dan Bernard Kouchner başkanlık etti.
6 Ocak 1937'de Finlandiya'nın Toijala kentinde doğan Holkeri, Helsinki Üniversitesi'nde, siyaset bilimi alanında master yaptı. Holkeri, Finlandiya ordusu yedek kuvvetlerinde binbaşı rütbesiyle çalıştı. Harri Holkeri, siyasi kariyerine 1965 yılında Muhafazakar (Ulusal Koalisyon) Parti Genel Sekreteri olarak başladı. 1971 yılında Parti Genel Başkanı seçildi ve 1979 yılına kadar bu görevi sürdürdü. Holkeri ayrıca 1970-1978 yılları arasında parlamento üyesi olarak görev yaptı.
1982 ve1988 yıllarında iki kez cumhurbaşkanlığına aday olan Holkeri'nin, her iki seçimde de rakibi, Bank of Finland'da birlikte çalıştığı yakın arkadaşı Mauno Koivisto idi. Holkeri, 1978-1997 yılları arasında bankanın Yönetim Kurulu üyesi, 1981-1987 yılları arasında da Helsinki Belediye Konseyi Başkanı olarak görev yaptı.
1987-1991 yılları arasında Finlandiya Başbakanı olarak görev yapan Holkeri, partisi ve Sosyal Demokratlar arasında kurulan koalisyona liderlik etti. Finlandiya'nın ulusal havayolu şirketi Finnair'in yönetim kurulu başkanı olan Holkeri, ülkedeki çeşitli şirket ve kurumların da yönetim kurullarında bulunuyor.
Uluslararası alanda da aktif rol alan Holkeri, 1963-1965 yılları arasında BM Genel Kurulu Finlandiya delegasyonu üyesi, 1975-1978 yılları arasında İskandinav Bakanlar Konseyi üyesi, Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi (EFTA) Parlamenterleri Başkan Yardımcısı (1974-1975) ve Başkanı (1976) olarak görev yaptı.
Harri Holkeri, Kuzey İrlanda'daki anlaşmazlıklara son verilmesi amacıyla başlatılan çok taraflı barış görüşmelerinin de, üç bağımsız başkanından biriydi. Holkeri, 1995-1998 yılları arasında, Kuzey İrlanda'da yasadışı silah bulundurulmasını önlemek amacıyla, İngiltere ve İrlanda hükümetleri tarafından oluşturulan Uluslararası Kurul'un da üyesiydi.
Eylül 2000'de Holkeri, BM Genel Kurulu'nun 55'nci Dönem Çalışmaları'nın başkanı seçildi.
Balkanlar'la ilgili her hangi bir siyasi deneyimi olmayan Holkeri, yaklaşık bir düzine aday arasından UNMIK Başkanı seçildi. Yetenekli bir arabulucu ve uzlaştırıcı olmasıyla ünlü deneyimli politikacı, herkes tarafından onay gören bir tercih oldu. BM Güvenlik Konseyi, 28 Temmuz 2003 tarihinde Holkeri'nin 4'ncü UNMIK Başkanı olarak atanması kararını onayladı. Kendisine verilen bu yeni görevin, "muhtemelen hayatında karşısına çıkan en zor görev" olduğunu söyleyen Holkeri, "bir görevin zor olduğu gerçeğinin, onu geri çevirme gerekçesi olamayacağını" da belirtti.
Harri Holkeri'nin öncelikli görevi, yetkilerin, yerel kurumlara devredilmesi sürecinin tamamlanması olacak. Holkeri, bölgedeki asıl görevinin, kendisini bir an önce "gereksiz kılmak" olduğunu, bu görevi yerine getirebildiği takdirde başarıya ulaşmış sayılabileceğini söyledi.
Harri Holkeri, evli ve iki çocuğu var.
6 Ocak 1937'de Finlandiya'nın Toijala kentinde doğan Holkeri, Helsinki Üniversitesi'nde, siyaset bilimi alanında master yaptı. Holkeri, Finlandiya ordusu yedek kuvvetlerinde binbaşı rütbesiyle çalıştı. Harri Holkeri, siyasi kariyerine 1965 yılında Muhafazakar (Ulusal Koalisyon) Parti Genel Sekreteri olarak başladı. 1971 yılında Parti Genel Başkanı seçildi ve 1979 yılına kadar bu görevi sürdürdü. Holkeri ayrıca 1970-1978 yılları arasında parlamento üyesi olarak görev yaptı.
1982 ve1988 yıllarında iki kez cumhurbaşkanlığına aday olan Holkeri'nin, her iki seçimde de rakibi, Bank of Finland'da birlikte çalıştığı yakın arkadaşı Mauno Koivisto idi. Holkeri, 1978-1997 yılları arasında bankanın Yönetim Kurulu üyesi, 1981-1987 yılları arasında da Helsinki Belediye Konseyi Başkanı olarak görev yaptı.
1987-1991 yılları arasında Finlandiya Başbakanı olarak görev yapan Holkeri, partisi ve Sosyal Demokratlar arasında kurulan koalisyona liderlik etti. Finlandiya'nın ulusal havayolu şirketi Finnair'in yönetim kurulu başkanı olan Holkeri, ülkedeki çeşitli şirket ve kurumların da yönetim kurullarında bulunuyor.
Uluslararası alanda da aktif rol alan Holkeri, 1963-1965 yılları arasında BM Genel Kurulu Finlandiya delegasyonu üyesi, 1975-1978 yılları arasında İskandinav Bakanlar Konseyi üyesi, Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi (EFTA) Parlamenterleri Başkan Yardımcısı (1974-1975) ve Başkanı (1976) olarak görev yaptı.
Harri Holkeri, Kuzey İrlanda'daki anlaşmazlıklara son verilmesi amacıyla başlatılan çok taraflı barış görüşmelerinin de, üç bağımsız başkanından biriydi. Holkeri, 1995-1998 yılları arasında, Kuzey İrlanda'da yasadışı silah bulundurulmasını önlemek amacıyla, İngiltere ve İrlanda hükümetleri tarafından oluşturulan Uluslararası Kurul'un da üyesiydi.
Eylül 2000'de Holkeri, BM Genel Kurulu'nun 55'nci Dönem Çalışmaları'nın başkanı seçildi.
Balkanlar'la ilgili her hangi bir siyasi deneyimi olmayan Holkeri, yaklaşık bir düzine aday arasından UNMIK Başkanı seçildi. Yetenekli bir arabulucu ve uzlaştırıcı olmasıyla ünlü deneyimli politikacı, herkes tarafından onay gören bir tercih oldu. BM Güvenlik Konseyi, 28 Temmuz 2003 tarihinde Holkeri'nin 4'ncü UNMIK Başkanı olarak atanması kararını onayladı. Kendisine verilen bu yeni görevin, "muhtemelen hayatında karşısına çıkan en zor görev" olduğunu söyleyen Holkeri, "bir görevin zor olduğu gerçeğinin, onu geri çevirme gerekçesi olamayacağını" da belirtti.
Harri Holkeri'nin öncelikli görevi, yetkilerin, yerel kurumlara devredilmesi sürecinin tamamlanması olacak. Holkeri, bölgedeki asıl görevinin, kendisini bir an önce "gereksiz kılmak" olduğunu, bu görevi yerine getirebildiği takdirde başarıya ulaşmış sayılabileceğini söyledi.
Harri Holkeri, evli ve iki çocuğu var.
Mahmud Abbas Kimdir?
Mahmud Abbas, 1935 yılında, İsrail’in kuzeyinde bulunan Safed kasabasında dünyaya geldi. 1948’de bir mülteci olarak gittiği Suriye’de bir süre öğretmen olarak çalıştı. Daha sonra Şam ve Kahire üniversitelerinde hukuk eğitimi gördü. Moskova’da tarih alanında doktora yaptı.
Abbas, çalışma hayatına Katar’da atıldı. Burada ilerde kendisini Filistin hareketinin başına getirecek ilk adımları atarak, yeraltında faaliyet gösteren Filistinli grupları organize etmeye başladı. Burada yetiştirdiği gençler daha sonra Filistin Kurtuluş Örgütü’nde önemli görevlere geldi..
Mahmud Abbas, Yaser Arafat ile birlikte El Fetih’i kurdu. Filistin davası için mücadele ederken, Arafat’ı Ürdün, Lübnan ve Tunus’taki sürgününde yalnız bırakmadı.
Abbas, hep arka planda olmayı tercih etse de, bu durum onun uluslararası arenada, Arap liderleri ve istihbarat şefleriyle güçlü bağlantılar kurmasını engellemedi. Bu bağlantılar onun Filistin Kurtuluş Örgütü’nde yükselmesini de sağladı. İlk olarak örgütün mali işlerinin sorumluluğunu aldı. 70’lı yıllarda güvenlikle ilgili görev üstlendi, 1980’de ise FKÖ’nün ulusal ve uluslararası ilişkileri departmanı sorumlusu oldu.
Pragmatik olarak tanınan Abbas siyasi alanda riskli kararlar almaktan çekinmedi. İsrail-Filistin çatışmasına barışçıl çözüm bulunmasını savundu, Yahudi gruplarla diyaloğa destek verdi, iki devletli çözümden yana oldu. Oslo’daki gizli görüşmelere katılan Filistin heyetinin başkanlığını üstlenmesi Abbas’ın FKÖ içinde güvercin olarak tanınmasına yolaçtı. 1993 yılında örgüt adına İsrail ile barış anlaşmasına imza attı.
69 yaşındaki abbas, 48 yıllık bir sürgünden sonra 1995’te Filistin topraklarına döndü.
2003’te, İsrail ile ABD’nin Yaser Arafat’ı muhatap olarak kabul etmemelerinin ardından yeni lider adayı olarak sivrildi. Aynı yıl Filistin Özerk Yönetimi’nin ilk başbakanı oldu; ancak tüm yetkilerine sahip olamadı, bu da hareket alanını oldukça sınırladı. Yaser Arafat ile yaşadığı iktidar mücadelesi sonucu 4 ay sonra başbakanlığı bıraktı. Arafat’ın ölümüyle FKÖ genel sekreterliğine getirildi.
El Fetih liderlerinden Mervan Barguti’nin adaylıktan çekilmesinin ardından, Filistin halkının çoğunluğunun desteğiyle seçimleri kazandı.
Abbas, çalışma hayatına Katar’da atıldı. Burada ilerde kendisini Filistin hareketinin başına getirecek ilk adımları atarak, yeraltında faaliyet gösteren Filistinli grupları organize etmeye başladı. Burada yetiştirdiği gençler daha sonra Filistin Kurtuluş Örgütü’nde önemli görevlere geldi..
Mahmud Abbas, Yaser Arafat ile birlikte El Fetih’i kurdu. Filistin davası için mücadele ederken, Arafat’ı Ürdün, Lübnan ve Tunus’taki sürgününde yalnız bırakmadı.
Abbas, hep arka planda olmayı tercih etse de, bu durum onun uluslararası arenada, Arap liderleri ve istihbarat şefleriyle güçlü bağlantılar kurmasını engellemedi. Bu bağlantılar onun Filistin Kurtuluş Örgütü’nde yükselmesini de sağladı. İlk olarak örgütün mali işlerinin sorumluluğunu aldı. 70’lı yıllarda güvenlikle ilgili görev üstlendi, 1980’de ise FKÖ’nün ulusal ve uluslararası ilişkileri departmanı sorumlusu oldu.
Pragmatik olarak tanınan Abbas siyasi alanda riskli kararlar almaktan çekinmedi. İsrail-Filistin çatışmasına barışçıl çözüm bulunmasını savundu, Yahudi gruplarla diyaloğa destek verdi, iki devletli çözümden yana oldu. Oslo’daki gizli görüşmelere katılan Filistin heyetinin başkanlığını üstlenmesi Abbas’ın FKÖ içinde güvercin olarak tanınmasına yolaçtı. 1993 yılında örgüt adına İsrail ile barış anlaşmasına imza attı.
69 yaşındaki abbas, 48 yıllık bir sürgünden sonra 1995’te Filistin topraklarına döndü.
2003’te, İsrail ile ABD’nin Yaser Arafat’ı muhatap olarak kabul etmemelerinin ardından yeni lider adayı olarak sivrildi. Aynı yıl Filistin Özerk Yönetimi’nin ilk başbakanı oldu; ancak tüm yetkilerine sahip olamadı, bu da hareket alanını oldukça sınırladı. Yaser Arafat ile yaşadığı iktidar mücadelesi sonucu 4 ay sonra başbakanlığı bıraktı. Arafat’ın ölümüyle FKÖ genel sekreterliğine getirildi.
El Fetih liderlerinden Mervan Barguti’nin adaylıktan çekilmesinin ardından, Filistin halkının çoğunluğunun desteğiyle seçimleri kazandı.
Zoran Zivkoviç Kimdir?
Zoran Zivkoviç, 18 Mart 2003 tarihinde, selefi Zoran Cinciç’in bir suikastla öldürülmesinden birkaç gün sonra, Sırbistan başbakanlığına atandı. Demokratik Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Cinciç’in yakın bir müttefiki olan Zivkoviç, reformları sürdürme ve Cinciç öncülüğünde başlatılan örgütlü suçlarla mücadelenin sürdürüleceğini taahhüt etti.
Zivkoviç, 22 Aralık 1960’ta Niş’te dünyaya geldi. 1983’te Belgrad Ekonomi Koleji’nden mezun oldu ve beş yıl sonra kendi şirketini kurdu. Zivkoviç, Cinciç’in Demokratik Parti’sine 1992’de katıldı. Miloşeviç rejiminin yılmaz bir muhalifi olan Zivkoviç, Miloşeviç’in 2000 yılının Ekim ayında iktidardan düşmesini sağlayan gösterilerde başı çeken kişilerden biriydi. Zivkoviç, parti hiyerarşisindeki basamakları birer birer çıkarak partideki ikinci adam konumuna yükseldi.
1993 - 1997 yılları arasında Zivkoviç Sırbistan Meclisi üyesiydi. Bu arada, Zayedno (Birlikte) adlı muhalefet bloğunun 1996’da belediye seçimlerinde sağladığı başarının ardından, Sırbistan’ın üçüncü büyük kenti Niş’in belediye başkanı oldu.
Kosova’daki çatışmaların ardından, kış mevsiminde petrol gereksinimini karşılamak için Zivkoviç ve birçok başka belediye başkanı AB’nin desteğinde bir “Demokrasi İçin Enerji” programı geliştirdi. Zivkoviç bu program için “Eğer güçlü ve gururlu olmakla 10.000 çocuğun okullarına devam edebilmesini sağlamak için yalvarmak arasında bir seçim yapma yetkim olsa, insanların ne dediğine bakmaksızın yalvarmaya hazırım” ifadelerini kullandı. Hükümet bu programı engellemeye çalıştı; bunun üzerine Zivkoviç oturma eylemleri düzenledi.
2000 yılında Yugoslav Federal Meclisi’nde milletvekili olan Zivkoviç, iki kez Federal İçişleri Bakanlığı görevi yaptı. Söz konusu görevde 2003 yılının Şubat ayına, Yugoslavya yerine Sırbistan-Karadağ kuruluncaya değin devam etti. Ayrıca, 2000 yılında Savunma ve Güvenlik Konseyi üyeliğine, 2002 yılındaysa BM Savaş Suçları Mahkemesi’yle İşbirliği Ulusal Konseyi üyeliğine seçildi. 2002 yılında Zivkoviç aynı zamanda Terörle Mücadele Konseyi’ne de başkanlık yapıyordu.
Cinciç’in ölümünün ardından Demokratik Parti onu yeni Başbakan adayı olarak gösterdi. Sırbistan Meclisi’nce 18 Mart 2003’te bu göreve getirildi. Zivkoviç ülkedeki tüm partilerden siyasi istikrarın yeniden sağlanması ve reformlar için çaba harcamalarını istedi. Yaptığı konuşmada “Dışişleri konusundaki kısa erimli amaçlarımız Avrupa Konseyi ve Barış İçin Ortaklık Programı üyeliği ile birlikte AB’ye üyelik müzakerelerine başlamaktır” diyen Zivkoviç, ancak Birlik’le daha yakın ilişkiler içine girerek Sırbistan’ın eski gücüne kavuşabileceğinin altını çizdi.
Zivkoviç evli ve iki çocuk babasıdır.
Zivkoviç, 22 Aralık 1960’ta Niş’te dünyaya geldi. 1983’te Belgrad Ekonomi Koleji’nden mezun oldu ve beş yıl sonra kendi şirketini kurdu. Zivkoviç, Cinciç’in Demokratik Parti’sine 1992’de katıldı. Miloşeviç rejiminin yılmaz bir muhalifi olan Zivkoviç, Miloşeviç’in 2000 yılının Ekim ayında iktidardan düşmesini sağlayan gösterilerde başı çeken kişilerden biriydi. Zivkoviç, parti hiyerarşisindeki basamakları birer birer çıkarak partideki ikinci adam konumuna yükseldi.
1993 - 1997 yılları arasında Zivkoviç Sırbistan Meclisi üyesiydi. Bu arada, Zayedno (Birlikte) adlı muhalefet bloğunun 1996’da belediye seçimlerinde sağladığı başarının ardından, Sırbistan’ın üçüncü büyük kenti Niş’in belediye başkanı oldu.
Kosova’daki çatışmaların ardından, kış mevsiminde petrol gereksinimini karşılamak için Zivkoviç ve birçok başka belediye başkanı AB’nin desteğinde bir “Demokrasi İçin Enerji” programı geliştirdi. Zivkoviç bu program için “Eğer güçlü ve gururlu olmakla 10.000 çocuğun okullarına devam edebilmesini sağlamak için yalvarmak arasında bir seçim yapma yetkim olsa, insanların ne dediğine bakmaksızın yalvarmaya hazırım” ifadelerini kullandı. Hükümet bu programı engellemeye çalıştı; bunun üzerine Zivkoviç oturma eylemleri düzenledi.
2000 yılında Yugoslav Federal Meclisi’nde milletvekili olan Zivkoviç, iki kez Federal İçişleri Bakanlığı görevi yaptı. Söz konusu görevde 2003 yılının Şubat ayına, Yugoslavya yerine Sırbistan-Karadağ kuruluncaya değin devam etti. Ayrıca, 2000 yılında Savunma ve Güvenlik Konseyi üyeliğine, 2002 yılındaysa BM Savaş Suçları Mahkemesi’yle İşbirliği Ulusal Konseyi üyeliğine seçildi. 2002 yılında Zivkoviç aynı zamanda Terörle Mücadele Konseyi’ne de başkanlık yapıyordu.
Cinciç’in ölümünün ardından Demokratik Parti onu yeni Başbakan adayı olarak gösterdi. Sırbistan Meclisi’nce 18 Mart 2003’te bu göreve getirildi. Zivkoviç ülkedeki tüm partilerden siyasi istikrarın yeniden sağlanması ve reformlar için çaba harcamalarını istedi. Yaptığı konuşmada “Dışişleri konusundaki kısa erimli amaçlarımız Avrupa Konseyi ve Barış İçin Ortaklık Programı üyeliği ile birlikte AB’ye üyelik müzakerelerine başlamaktır” diyen Zivkoviç, ancak Birlik’le daha yakın ilişkiler içine girerek Sırbistan’ın eski gücüne kavuşabileceğinin altını çizdi.
Zivkoviç evli ve iki çocuk babasıdır.
İlham Aliyev Kimdir?
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in önerisi üzerine Başbakanlığa atanan İlham Aliyev, 24 Aralık 1961'de Bakü'de doğdu. Haydar Aliyev'in vefatından sonra Cumhurbaşkanı oldu. Yeni Azerbaycan Partisi (YAP) kaynaklarına göre, orta öğretimini 1967-1977 yılları arasında Bakü'de tamamlayan İlham Aliyev, 1977'de Moskova Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Fakültesi'ne girdi. Üniversite eğitimini 1982'de tamamlayan Aliyev, aynı üniversitede asistan olarak kalmaya hak kazanırken, 1985 yılında Tarih ve Uluslararası İlişkiler konulu master tezini tamamladı ve üniversitede 1990 yılına kadar öğretim görevlisi olarak çalıştı.
İlham Aliyev, 1991 ve 1994 yılları arasında Moskova ve İstanbul'da çeşitli ticari faaliyetlerde bulundu. Azerbaycan devlet petrol şirketi SOCAR'ın başkan yardımcılığını Mayıs 1994'ten itibaren üstlenen İlham Aliyev, 1995 ve 2000 yılı genel seçimleri sonucunda milletvekili olarak Milli Meclis'e girdi. Babası Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in Genel Başkanlığını yürüttüğü YAP'ın Genel Başkan Yardımcılığına 1999 yılında seçilen İlham Aliyev, 1997'den beri Milli Olimpiyat Komitesi'nin başkanlığını da yapıyor.
Haydar Aliyev'in vefatından sonra Cumhurbaşkanı olan İlham Aliyev, Azeri Türkçesi'nin yanı sıra Rusça, İngilizce ve Fransızca'yı çok iyi bildiği ifade edilen İlham Aliyev'in 2 kızı ve 1 oğlu bulunuyor.
İlham Aliyev, 1991 ve 1994 yılları arasında Moskova ve İstanbul'da çeşitli ticari faaliyetlerde bulundu. Azerbaycan devlet petrol şirketi SOCAR'ın başkan yardımcılığını Mayıs 1994'ten itibaren üstlenen İlham Aliyev, 1995 ve 2000 yılı genel seçimleri sonucunda milletvekili olarak Milli Meclis'e girdi. Babası Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in Genel Başkanlığını yürüttüğü YAP'ın Genel Başkan Yardımcılığına 1999 yılında seçilen İlham Aliyev, 1997'den beri Milli Olimpiyat Komitesi'nin başkanlığını da yapıyor.
Haydar Aliyev'in vefatından sonra Cumhurbaşkanı olan İlham Aliyev, Azeri Türkçesi'nin yanı sıra Rusça, İngilizce ve Fransızca'yı çok iyi bildiği ifade edilen İlham Aliyev'in 2 kızı ve 1 oğlu bulunuyor.
Hasan Saka Kimdir?
1885'te Trabzon'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Trabzon İbtidai Mektebi ve Rüştiyesinde tamamladıktan sonra İstanbul-Mercan İdadisinden mezun oldu. Mülkiye Mektebini 1908'de bitirdi. Divan-ı Muhasebatta (Sayıştay) devlet hizmetine girdi. 1909'da öğrenim için Fransa'ya gönderildi. Kasım 1912'de Paris Siyasal Bilgiler Okulu Diplomasî Şubesinden mezun olarak yurda döndü, eski görevinde çalışmaya başladı. Nisan 1915'te Maliye Nezareti Varidat Umum Müdürlüğü Temettü Vergisi Temyiz Komisyonu 1'inci Mümeyyizliğine atandı. Ekim 1916'daEskişehir Bölge İktisat Müdürü oldu. 4 Eylül 1918'de Mülkiye Mektebi İktisat Öğretmenliğini üstlendi. İstanbul Mebusan Meclisinin son döneminde Milletvekili seçilerek dağılmasına kadar görev yaptı.
28 Ocak 1921'de TBMM'nin I. Döneminde Trabzon Milletvekiliseçilerek Meclise girdi. 19 Mayıs 1921'de Maliye Vekili oldu, 22 Nisan 1922'de istifa suretiyle görevden ayrıldı. 11 Mayıs 1922'de İktisat Vekilliğine seçildi.
II. Dönem seçimlerinde tekrar Trabzon'dan Milletvekili seçildi.. 24 Eylül'de İktisat Vekilliğine atandı. 30 Ekim 1923'te kurulan ilk Cumhuriyet Kabinesinde İktisat Vekilliğini korudu. 6 Mart 1924'te II. İsmet Paşa Kabinesinde Ticaret Vekilliğine getirildi. 3 mart 1925'te III. İsmet Paşa kabinesinde Maliye Vekilliğine atandı. 13 Temmuz 1926'da görevinden istifa suretiyle çekildi. 1 Kasım 1926'da TBMM Başkan Vekilliğine seçildi. Bu görevini III. ve IV. Dönemlerde de korudu.
V. Dönemde yeniden Trabzon Milletvekili seçilerek 1 Mart 1935'te yeniden Başkan Vekili oldu. 1 Kasım 1935'te Başkan Vekilliğinden ayrıldı. 24 Ekim 1936'da İstanbul'dan Ankara'ya nakledilen Siyasal Bilgiler Okulu Umumî İktisat Profesörlüğünü üstlendi.
VI, VII, ve VIII. Dönemlerde de Trabzon'dan Milletvekili seçilerek 13 Eylül 1944'te II. SARAÇOĞLU kabinesinde Dışişleri Bakanlığı'na getirildi. Recep PEKER Kabinesinde de aynı görevi korudu. 9 Eylül 1947'de Kabinenin istifasıyla görevi son buldu.
10 Eylül 1947'de Başbakanlığa atandı. 10 Haziran 1948'de II. Kabinesini kurdu, 9 Ocak 1949'da Başbakanlıktan çekildi. Mecliste CHP Grup Başkanı olarak yasama görevini sürdürdü. IX. Dönemde son olarak Trabzon'dan milletvekili seçildi, 1954seçimleriyle politikadan çekildi.
29 Temmuz 1960'ta İstanbul'da vefat etti, Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verildi.
28 Ocak 1921'de TBMM'nin I. Döneminde Trabzon Milletvekiliseçilerek Meclise girdi. 19 Mayıs 1921'de Maliye Vekili oldu, 22 Nisan 1922'de istifa suretiyle görevden ayrıldı. 11 Mayıs 1922'de İktisat Vekilliğine seçildi.
II. Dönem seçimlerinde tekrar Trabzon'dan Milletvekili seçildi.. 24 Eylül'de İktisat Vekilliğine atandı. 30 Ekim 1923'te kurulan ilk Cumhuriyet Kabinesinde İktisat Vekilliğini korudu. 6 Mart 1924'te II. İsmet Paşa Kabinesinde Ticaret Vekilliğine getirildi. 3 mart 1925'te III. İsmet Paşa kabinesinde Maliye Vekilliğine atandı. 13 Temmuz 1926'da görevinden istifa suretiyle çekildi. 1 Kasım 1926'da TBMM Başkan Vekilliğine seçildi. Bu görevini III. ve IV. Dönemlerde de korudu.
V. Dönemde yeniden Trabzon Milletvekili seçilerek 1 Mart 1935'te yeniden Başkan Vekili oldu. 1 Kasım 1935'te Başkan Vekilliğinden ayrıldı. 24 Ekim 1936'da İstanbul'dan Ankara'ya nakledilen Siyasal Bilgiler Okulu Umumî İktisat Profesörlüğünü üstlendi.
VI, VII, ve VIII. Dönemlerde de Trabzon'dan Milletvekili seçilerek 13 Eylül 1944'te II. SARAÇOĞLU kabinesinde Dışişleri Bakanlığı'na getirildi. Recep PEKER Kabinesinde de aynı görevi korudu. 9 Eylül 1947'de Kabinenin istifasıyla görevi son buldu.
10 Eylül 1947'de Başbakanlığa atandı. 10 Haziran 1948'de II. Kabinesini kurdu, 9 Ocak 1949'da Başbakanlıktan çekildi. Mecliste CHP Grup Başkanı olarak yasama görevini sürdürdü. IX. Dönemde son olarak Trabzon'dan milletvekili seçildi, 1954seçimleriyle politikadan çekildi.
29 Temmuz 1960'ta İstanbul'da vefat etti, Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verildi.
Rıza Şah Pehlevi Kimdir?
Rıza Şah Pehlevi 16 Mart 1878'de İran'da doğdu. Ordu içinde yükselerek başa geçmiş ve Pehlevi hanedanını kurmuştu. Pehlevan kabinesine reislik eden bir ailedendi. Babası albay Ali Han'ın ölümünden sonra annesi ile Tahra'ya giderek Rusların eğittiği bir İran askeri birliğine yazıldı. Güçlü kişiliği ve önderlik yeteneği ile kısa sürede yükseldi. Bu sırada yüzyıllardır süren kötü yönetim ve saldırgan dış güçlerin yürüttü savaşlar nedeni ile İran Çökme ve bölünmenin eteğine gelmişti.
İktidara el koyup etkili ve disiplinli bir askeri gücün desteği ile güçlü bir hükümet kurarak kargaşaya son vermeyi amaçlayan Rıza Han, ordu içindeki genç ve ileri unsurları örgütleyerek 21 Şubat 1921'de 1200 kişi ile Tahran'ı ele geçirdi. Böylece genç bir gazeteci olan Seyit Ziyaettin Tabatabai'nin başbakanlığa, kendisinin de önce silahlı kuvvetler komutanlığına, ardından savaş bakanlığına getirilmesini sağladı. Başbakanın ardından 1923'de bu görevi de üstüne aldı. Avrupa'da tedavi gören ve çağrılara karşı dönmeyi red eden Ahmet Şah'ın 1925'te tahtan indirilmesinden sonra toplanan kurucu mecliste yeni şah olarak seçildi.
Nisan 1926'ta taç giyen Rıza Şah başbakanlığı sırasında başlattığı reformları sürdürdü. 1928'te yabancı devletlerle imzalanmış tek yanlı anlaşma ve sözleşmeleri bozarak bütün ayrıcalıklara son verdi. Trans İran demiryolunu inşa ederek büyük kentlerin birbirine bağlanmasını sağladı. Kadınlara bazı haklar sağlayarak çarşaflarını çıkarmalarını istedi. Fiilen yabancıların denetimin de olan bankaları ve ulaşım sistemini millileştirdi. Okullar, yollar, hastaneler yaptırdı. İlk Üniversiteyi kurdu.
Rıza Şah'ın İngiltere ve SSCB'yi birbirine karşı kullanmaya dayanan dış politikası, II. Dünya Savaşı koşullarında başarısızlığa uğradı. Yerini oğlu Muhammed Rıza Pehleviye bırakan Rıza Şah Kanada'ya gitmek istediyse de İngiliz hükümetince önce Mauritius'a oradan da Johannesburg'a gönderildi ve orada öldü.
İktidara el koyup etkili ve disiplinli bir askeri gücün desteği ile güçlü bir hükümet kurarak kargaşaya son vermeyi amaçlayan Rıza Han, ordu içindeki genç ve ileri unsurları örgütleyerek 21 Şubat 1921'de 1200 kişi ile Tahran'ı ele geçirdi. Böylece genç bir gazeteci olan Seyit Ziyaettin Tabatabai'nin başbakanlığa, kendisinin de önce silahlı kuvvetler komutanlığına, ardından savaş bakanlığına getirilmesini sağladı. Başbakanın ardından 1923'de bu görevi de üstüne aldı. Avrupa'da tedavi gören ve çağrılara karşı dönmeyi red eden Ahmet Şah'ın 1925'te tahtan indirilmesinden sonra toplanan kurucu mecliste yeni şah olarak seçildi.
Nisan 1926'ta taç giyen Rıza Şah başbakanlığı sırasında başlattığı reformları sürdürdü. 1928'te yabancı devletlerle imzalanmış tek yanlı anlaşma ve sözleşmeleri bozarak bütün ayrıcalıklara son verdi. Trans İran demiryolunu inşa ederek büyük kentlerin birbirine bağlanmasını sağladı. Kadınlara bazı haklar sağlayarak çarşaflarını çıkarmalarını istedi. Fiilen yabancıların denetimin de olan bankaları ve ulaşım sistemini millileştirdi. Okullar, yollar, hastaneler yaptırdı. İlk Üniversiteyi kurdu.
Rıza Şah'ın İngiltere ve SSCB'yi birbirine karşı kullanmaya dayanan dış politikası, II. Dünya Savaşı koşullarında başarısızlığa uğradı. Yerini oğlu Muhammed Rıza Pehleviye bırakan Rıza Şah Kanada'ya gitmek istediyse de İngiliz hükümetince önce Mauritius'a oradan da Johannesburg'a gönderildi ve orada öldü.
Zülfikar Ali Butto Kimdir?
Zülfikâr Ali Butto, 5 Ocak 1928 yılında doğdu. Çok zengin bir aileye mensuptu. Kaliforniya’da Berkeley Üniversitesi’ni ve İngiltere’de Oxford Üniversitesi’ni bitirdi. 1953’te Pakistan’da avukatlık yapmaya başladı. 1958’de Ticaret Bakanı, sonra da Dışişleri bakanı oldu. 1967 yılında Pakistan Halk Partisi’ni kurdu. Partisi seçim kazanınca 1971’de başbakan koltuğuna oturdu. 1977 yılında yapılan seçimlerde partisi tek başına iktidar oldu. Fakat muhalefet, seçime hile karıştırıldığını iddia ederek ülkede karışıklık çıkardı. Karışıklıklar iç savaşa dönüşmek üzere iken Genel kurmay Başkanı Ziya-ül- Hak, 5 temmuz 1977’de yönetime el koydu. Zülfikâr Ali Butto, 1974 yılında, muhaliflerinin öldürülmesini emrettiği iddiasıyla mahkemeye verildi. Mahkeme, kararını 1978’de açıkladı: İdam. Karar 1979 Şubatında tasdik, 4 Nisan 1979’da Rawalpinhi’de infaz edildi.
Eleutherios Venizelos Kimdir?
1864 yılında Girit-Hanya'da doğan Venizelos, hukuk öğrenimi gördü. Girit'in Yunanistan'a katılmasını amaçlayan ayaklanmaları düzenledi. 1898 yılında Girit komiserliğine atanan Prens Georgios'u düşürdükten sonra, yüksek komiser yardımcılığını elde etti.
1910'da Yunanistan'daki askeri yönetimin başkanlığına getirilen Venizelos, Sırbistan, Bulgaristan ve Karadağ ile kurduğu Balkan Birliğinin desteğiyle, Türkiye'ye açtığı savaşta, Girit'in 1913'de Yunanistan'a bağlanmasını sağladı. Osmanlılardan aldığı toprakları kaybetme korkusuyla, I. Dünya Savaş'ında tarafsız kalmayı tercih etti. Ancak, İtilâf Devletleri'nin verdiği teminatla Çanakkale'ye kuvvet göndermeye kalkışınca, Kral Konstantinos tarafından istifaya zorlandı (1915).
Aynı yıl yapılan seçimlerle tekrar iktidara geldi. Fakat Sırbistan'ın yanında savaşa girme kararı, ikinci kez görevinden uzaklaştırılmasına sebep oldu. 1916 yılında Selanik'te muhalif bir hükümet kurdu ve ancak 1917 yılında Konstantinos'un tahtı bırakmasından sonra Yunanistan'a dönebildi. I. Dünya Savaşı'ndan sonra yapılan Nöyyi ve Sevr Antlaşmaları'yla sağladığı topraklarla, 1918 muhtırasında belirttiği "megaloidea"sını (Tüm Yunanlıların birleştirilmesi) gerçekleştiremeyince, İngilizlerin desteğiyle 1920 yılında Türkiye ile savaşa girdi.
1928'de milli birlik hükümetiyle iktidara geldi. Bu yıllarda Türkiye'ye karşı barışçı bir siyaset uygulamaya çalıştıysa da ülke içindeki ekonomik dengesizlik, onu 1933'te iki kez hükümetten çekilmek zorunda bıraktı. 1935'te Girit'in bağımsızlığını ilan etmesi durumunu güçleştirdi. Seçimleri kaybedince Paris'e gitti ve orada gıyaben ölüme mahkum edildi. 1936 yılında Paris'de öldü.
1910'da Yunanistan'daki askeri yönetimin başkanlığına getirilen Venizelos, Sırbistan, Bulgaristan ve Karadağ ile kurduğu Balkan Birliğinin desteğiyle, Türkiye'ye açtığı savaşta, Girit'in 1913'de Yunanistan'a bağlanmasını sağladı. Osmanlılardan aldığı toprakları kaybetme korkusuyla, I. Dünya Savaş'ında tarafsız kalmayı tercih etti. Ancak, İtilâf Devletleri'nin verdiği teminatla Çanakkale'ye kuvvet göndermeye kalkışınca, Kral Konstantinos tarafından istifaya zorlandı (1915).
Aynı yıl yapılan seçimlerle tekrar iktidara geldi. Fakat Sırbistan'ın yanında savaşa girme kararı, ikinci kez görevinden uzaklaştırılmasına sebep oldu. 1916 yılında Selanik'te muhalif bir hükümet kurdu ve ancak 1917 yılında Konstantinos'un tahtı bırakmasından sonra Yunanistan'a dönebildi. I. Dünya Savaşı'ndan sonra yapılan Nöyyi ve Sevr Antlaşmaları'yla sağladığı topraklarla, 1918 muhtırasında belirttiği "megaloidea"sını (Tüm Yunanlıların birleştirilmesi) gerçekleştiremeyince, İngilizlerin desteğiyle 1920 yılında Türkiye ile savaşa girdi.
1928'de milli birlik hükümetiyle iktidara geldi. Bu yıllarda Türkiye'ye karşı barışçı bir siyaset uygulamaya çalıştıysa da ülke içindeki ekonomik dengesizlik, onu 1933'te iki kez hükümetten çekilmek zorunda bıraktı. 1935'te Girit'in bağımsızlığını ilan etmesi durumunu güçleştirdi. Seçimleri kaybedince Paris'e gitti ve orada gıyaben ölüme mahkum edildi. 1936 yılında Paris'de öldü.
Olof Palme Kimdir?
Olof Palme, 31 Ocak 1927’de Stockholm’da doğdu. Zengin bir ailenin çocuğu olan Palme, önce özel okula, daha sonra da yatılı okula gönderildi.
Kazandığı burs sayesinde ABD’deyi gezip tanıma fırsatını elde etti. 1948’de İsveç’e dönerek Stockholm Üniversitesi Hukuk Bölümü’ne girdi. 1949 yılı başlarında İsveç Öğrenci Birlikleri Federasyonu’nun dış ilişkiler bürosunda görev aldı. 1952’de İsveç Öğrenci Birliği Federasyonu başkanlığına getirildi. 1951 yılında Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Üniversite yıllarında tanıştığı liberal-sosyalist düşüncelerden oldukça etkilendi.
1953’de Generalkurmay Haber Alma Dairesi’nde sekreter olarak çalışmaya başladı. Aynı yıl Başbakan Erlander’in kalem müdürü oldu. 1957’de milletvekili seçilerek parlamentoya girdi. 1963’te Devlet Bakanı, 1965’te Ulaştırma Bakanı, 1967’de Milli Eğitim ve Kültür Bakanı olarak görev yaptı. Olof Palme 42 yaşında oybirliğiyle İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin başlanlığına seçildi ve başbakanlık görevini üstlendi. Önce 1969-1976 yılları arasında, sonra 1982’den 1986’daki ölümüne kadar, yaklaşık 11 yıl İsveç başbakanlığı görevini yürüttü.
Palme, dünya kamuoyunun dikkatini ilk kez, 1965’de ABD’nin Vietnam’a yönelik emperyalist müdahalesini çok ağır biçimde eleştirmesiyle çekti. Olof Palme, gerek ülkesinde gerekse dünyada, sosyal demokrat hareketin önemli bir sembolü olarak anılmaktaydı.
28 Şubat 1986 gecesi, eşiyle birlikte gittiği sinemadan evine dönerken, kimliği bilinmeyen bir kişi tarafından vurularak öldürüldü.
Kazandığı burs sayesinde ABD’deyi gezip tanıma fırsatını elde etti. 1948’de İsveç’e dönerek Stockholm Üniversitesi Hukuk Bölümü’ne girdi. 1949 yılı başlarında İsveç Öğrenci Birlikleri Federasyonu’nun dış ilişkiler bürosunda görev aldı. 1952’de İsveç Öğrenci Birliği Federasyonu başkanlığına getirildi. 1951 yılında Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Üniversite yıllarında tanıştığı liberal-sosyalist düşüncelerden oldukça etkilendi.
1953’de Generalkurmay Haber Alma Dairesi’nde sekreter olarak çalışmaya başladı. Aynı yıl Başbakan Erlander’in kalem müdürü oldu. 1957’de milletvekili seçilerek parlamentoya girdi. 1963’te Devlet Bakanı, 1965’te Ulaştırma Bakanı, 1967’de Milli Eğitim ve Kültür Bakanı olarak görev yaptı. Olof Palme 42 yaşında oybirliğiyle İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin başlanlığına seçildi ve başbakanlık görevini üstlendi. Önce 1969-1976 yılları arasında, sonra 1982’den 1986’daki ölümüne kadar, yaklaşık 11 yıl İsveç başbakanlığı görevini yürüttü.
Palme, dünya kamuoyunun dikkatini ilk kez, 1965’de ABD’nin Vietnam’a yönelik emperyalist müdahalesini çok ağır biçimde eleştirmesiyle çekti. Olof Palme, gerek ülkesinde gerekse dünyada, sosyal demokrat hareketin önemli bir sembolü olarak anılmaktaydı.
28 Şubat 1986 gecesi, eşiyle birlikte gittiği sinemadan evine dönerken, kimliği bilinmeyen bir kişi tarafından vurularak öldürüldü.
Costas Simitis Kimdir?
1936'da Atina'da doğan Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, Almanya'da Marburg Üniversitesi'nde hukuk ardından London School of Economics'te ekonomi eğitimi aldı. 1961'de Yüksek Mahkeme'de yargıç olan Simitis, 1965'de Panhelenik Kurtuluş Hareketi Ulusal Konseyi'ne katılarak politikaya atıldı. Simitis aynı yıllarda bir araştırma ve çalışma topluluğu olan Elexandros Papanastasiuou Derneği'ni kurdu.
1967-1969 yıllarında Yunanistan'da iktidarda olan askeri cuntaya karşı bir dizi yasadışı eylemde bulundu. Bu eylemlerin sonucunda mahkemelik olan Simitis, yargılanmamak için Almanya'ya kaçtı. Sürgün yıllarında da cuntaya karşı mücadelesine devam eden Simitis, Almanya'nın Konstanz Üniversitesi'nde öğretim görevlisi oldu. Simitis bir süre sonra Justus Liebig Üniversitesi'nde ticaret ve medeni hukuk dalında profesörlük ünvanı kazandı.
Simitis, cunta yıllarının ardından Yunanistan'a döndü ve 1985'te Yunan Parlamentosu'na girdi. 90'lı yıllara dek tarım, ulusal ekonomi ve endüstiri bakanlıklarında bulunan Simitis, Başbakan Andreas Papandreu'nun 1996 ocağında sağlık nedenlerinden dolayı görevi bırakmasının ardından düzenlenen seçimlere Panhelenik Sosyalist Hareketi'nin (PASOK) lideri olarak girdi.
ZEYTİN DALI UZATTI
1996 eylülünde yapılan seçimleri kazanan PASOK, lideri Simitis'i de başbakanlık koltuğuna taşıdı. 17 Ağustos 1999'da Marmara'da meydana gelen büyük depremin ardından Türkiye'ye zeytin dalı uzatan ve iki toplum arasında tarihte görülmemiş bir yakınlaşmanın tohumlarını Ege'ye diken Simitis, Avrupa Birliği'nde Türkiye'nin adaylığına karşı Yunan vetosunu da kaldırarak Aralık 1999'da Türkiye'ye aday ülke statüsünün verilmesinde önemli rol oynadı.
Simitis'in Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu (Kim imdire link) ile uyumlu çalışması da, Yunanistan'ın Türkiye politikasında yumuşamasında önemli rol oynadı.
Simitis'in hukuk ve ekonomi konularında Almanya ve Yunanca yayınlanmış çok sayıda kitabı ve makalesi bulunuyor.
1967-1969 yıllarında Yunanistan'da iktidarda olan askeri cuntaya karşı bir dizi yasadışı eylemde bulundu. Bu eylemlerin sonucunda mahkemelik olan Simitis, yargılanmamak için Almanya'ya kaçtı. Sürgün yıllarında da cuntaya karşı mücadelesine devam eden Simitis, Almanya'nın Konstanz Üniversitesi'nde öğretim görevlisi oldu. Simitis bir süre sonra Justus Liebig Üniversitesi'nde ticaret ve medeni hukuk dalında profesörlük ünvanı kazandı.
Simitis, cunta yıllarının ardından Yunanistan'a döndü ve 1985'te Yunan Parlamentosu'na girdi. 90'lı yıllara dek tarım, ulusal ekonomi ve endüstiri bakanlıklarında bulunan Simitis, Başbakan Andreas Papandreu'nun 1996 ocağında sağlık nedenlerinden dolayı görevi bırakmasının ardından düzenlenen seçimlere Panhelenik Sosyalist Hareketi'nin (PASOK) lideri olarak girdi.
ZEYTİN DALI UZATTI
1996 eylülünde yapılan seçimleri kazanan PASOK, lideri Simitis'i de başbakanlık koltuğuna taşıdı. 17 Ağustos 1999'da Marmara'da meydana gelen büyük depremin ardından Türkiye'ye zeytin dalı uzatan ve iki toplum arasında tarihte görülmemiş bir yakınlaşmanın tohumlarını Ege'ye diken Simitis, Avrupa Birliği'nde Türkiye'nin adaylığına karşı Yunan vetosunu da kaldırarak Aralık 1999'da Türkiye'ye aday ülke statüsünün verilmesinde önemli rol oynadı.
Simitis'in Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu (Kim imdire link) ile uyumlu çalışması da, Yunanistan'ın Türkiye politikasında yumuşamasında önemli rol oynadı.
Simitis'in hukuk ve ekonomi konularında Almanya ve Yunanca yayınlanmış çok sayıda kitabı ve makalesi bulunuyor.
Hamid Karzai Kimdir?
Popalzai aşiretinden bir Peştu olan geçici Afgan yönetiminin Başbakanı Hamid Karzai, 24 Aralık 1957’de Kandahar’da doğdu. Kabil'de ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra Hindistan'a giderek Simla Üniversitesi'ne girdi. 1982'de Sovyet askerleriyle mücadele saflarına katılan Karzai, Ulusal Afgan Kurtuluş Cephesi'nin harekat sorumlusu oldu. 1992'ye kadar Peşaver'de sürgün hayatı yaşayan Karzai, Necibullah yönetiminin devrilmesinden sonra Kabil'e döndü ve dışişleri bakan yardımcısı oldu.
Karzai, Taliban 1996’da iktidarı aldığında, çoğu Peştu aşiretinden gelme Taliban milisleriyle işbirliğine hazır gözüktü. Ancak babası Abdul Ehad Karzai’nin 1999’da öldürülmesinden sonra, bu cinayetten Taliban’ı sorumlu tutan Karzai’nin Taliban’a yaklaşımı değişti. Krala yakınlığıyla bilinen Karzai, Bonn’da belirlenen geçici Afganistan yönetiminin başbakanı oldu.
Karzai, Taliban 1996’da iktidarı aldığında, çoğu Peştu aşiretinden gelme Taliban milisleriyle işbirliğine hazır gözüktü. Ancak babası Abdul Ehad Karzai’nin 1999’da öldürülmesinden sonra, bu cinayetten Taliban’ı sorumlu tutan Karzai’nin Taliban’a yaklaşımı değişti. Krala yakınlığıyla bilinen Karzai, Bonn’da belirlenen geçici Afganistan yönetiminin başbakanı oldu.
Adnan Kahveci Kimdir?
Zekası ve ürettiği yeni fikirlerle Türk siyasi tarihinde önemli bir yeri bulunan Adnan Kahveci, 1949 yılında Trabzon'un Sürmene ilçesinde dünyaya geldi. Hayatı hep birincilikle geçen Kahveci, Milliyet Gazetesi'nin açtığı ilkokullar arası bilgi yarışmasının ilk birincisidir. 1966 yılında Kabataş Lisesi'ni dönem birincisi olarak bitiren Kahveci, aynı yıl üniversite sınavlarında da Türkiye birincisi oldu. İstanbul Üniversitesi burs sınavında yine en yüksek puanı alarak birinci olan Kahveci, daha sonra ABD'de Indiana'da Purdue Üniversitesi'ne girdi. Buradan elektrik mühendisi olarak mezun olan Kahveci, mezuniyetinin ardından Missouri Üniversitesi'nde doktora yaptı. Ardından da aynı üniversitede asistan profesör olarak çalıştı.
Kahveci, Türkiye'ye döndükten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı. Ardından da İçişleri Bakanlığı teknik danışmanlığında bulundu. 12 Eylül döneminde Başbakanlık Danışmanlığına atandı ve o sıralarda Turgut Özal'la tanıştı. 1983 yılında ANAP'ın kurucuları arasında yer alan Kahveci, askeri yönetim tarafından veto edildiği için milletvekili olamadı. Daha sonra 1987 yılında İstanbul'dan milletvekili seçildi ve Devlet Bakanı oldu. Bir süre sonra da Maliye Bakanlığı görevine getirildi.
5 Şubat 1993 tarihinde eşi ve iki çocuğu ile birlikte Bolu-Gerede yakınlarında trafik kazası geçirdi. Adnan Kahveci ve eşi olay anında hayatlarını kaybederken, 17 yaşındaki çocukları Aslıhan Kahveci yaralı olarak kurtuldu ancak, bitkisel hayata girdi ve 10 gün sonra vefat etti. Kamuoyunda dürüstlüğü ile tanınan ve çok sevilen Adnan Kahveci'nin yeni yapılan otobanda ters yola girerek kaza yapması, çeşitli şüphelerin ortaya atılmasına sebep oldu.
Kahveci, Türkiye'ye döndükten sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı. Ardından da İçişleri Bakanlığı teknik danışmanlığında bulundu. 12 Eylül döneminde Başbakanlık Danışmanlığına atandı ve o sıralarda Turgut Özal'la tanıştı. 1983 yılında ANAP'ın kurucuları arasında yer alan Kahveci, askeri yönetim tarafından veto edildiği için milletvekili olamadı. Daha sonra 1987 yılında İstanbul'dan milletvekili seçildi ve Devlet Bakanı oldu. Bir süre sonra da Maliye Bakanlığı görevine getirildi.
5 Şubat 1993 tarihinde eşi ve iki çocuğu ile birlikte Bolu-Gerede yakınlarında trafik kazası geçirdi. Adnan Kahveci ve eşi olay anında hayatlarını kaybederken, 17 yaşındaki çocukları Aslıhan Kahveci yaralı olarak kurtuldu ancak, bitkisel hayata girdi ve 10 gün sonra vefat etti. Kamuoyunda dürüstlüğü ile tanınan ve çok sevilen Adnan Kahveci'nin yeni yapılan otobanda ters yola girerek kaza yapması, çeşitli şüphelerin ortaya atılmasına sebep oldu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
